25 07 2011

BUNLARI YAZMAYA "MECBURUM"

BUNLARI YAZMAYA "MECBURUM"

 

                                                   Attila ilhan'ın anısına

 

en yaralı kuş benim

saat kaçtı kaçı vuruyordu bilmiyorum

ne paris'ti aklımdaki

ne sokakları .

ağlayan yaprağın gözlerine

güvercinler konuyordu

acı bir durum

,suları içimde donuyordu

sütun sütun çizgiler gözlerimde

manşet olmak değildi düşümüz

söz yangını yorgun dilim .

"an gelir" "an gelir"

bir attila ilhan gider

bin attila ilhan gelir mi dersiniz

vurulur kalbinden binbir karanfil

gövdem bulvarlara düşer

gözlerimi içer bir deniz

hor görme aczimi ne olur

ölürken denizde vapurlar

binbir surat zaman

ve pespaye anlatılmaz an

üşüyen içimiz değil

soğuklardan değil bu yanmalar

 

kaçakları ayrı düşmüş bir hüzün

aklını oynatmış yorgun akşamlar gibi

uykuları m bölünüyor

                           uzaklarda vapur sesleri

gelen kim giden kim bilmiyorum

bildiğim "yağmur kokusu"

bildiğim hüzne boğulan ekim

 

senin saçların gibi olmasa da

kar beyazı benimki de

nerde kalmışsa yıldızlar

ordadır hayatta kalan iz

vuruşmak soluk kesmez ancak

yeşili uzaklarda bir hazan

acı bir durum

sen yoksun ya artık

daha çok vapurlar vurulacak

ben buna nasıl tanık olurum

herkes kendi rotasında "kaptan"

şikayet sanılmasın ama

bunları yazmaya "mecburum"

 

Bekir KOÇAK

 

 

Bunları Yazmaya 'Mecburum', (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )

 

 

 

ÇIĞLIK KÜSKÜNLÜĞÜ

 

dumanı özlenir her dağın

kalbine yenik düşünce hasret

köşe başlarına döner gün

dizlerini dövdükçe analar

yaşını saklar zümrüdüanka

yangın sonrası ışıltılar

taşra yollarında erken önce

eşkıya gözlerinden saklı

nasıl sinmişse dal uçlarına

orda kızılca kıyamet mayıs

zaman cimri~i ben miyim

sen de mi değişmeyen kanı

sanma ki acılardan uzağız

 

yaşlı yorgun binlerce damar

sustuğum hesap günleri

ağzımda kırgın sözcükler

yasak meyveler gibi

hırsından çatladı çatlayacak

hangi enkazın külünde közün

savrulup kaldıkça karanlıklarda

günahlı gecelerin çok olacak

 

korkusunda bilinmezliğin

yanık çiçekler açtım

pişmanım demeye dilim varmadı

dudaklarımda nar ekşisi bir sancı

sorma yangılı akşamlardayım şimdi

yıldızım sönük

düşerim dal sürgünü sokaklara

penceremde -hain inkar

hazari erken vurdu bizi

değmeden dudaklarına bir kızın

sevdayı yaşadık ıslık çalarak

yendik korkusunu gurbetin

çoğaldıkça pusular biraz daha

                                          biraz daha

döküldük yaprak yaprak

 

erikler çiçek açmıyor ben görmüyorum

yola çıkma vakti geldi geçiyor

toplayın ne varsa dünden kalan

uyandırın yolları tan vakti

çıkınımda yaralı bir dağ gölgesi

yaşa diyorsun bunca hüznü bedavadan

bıçak sırtı akşamlar gibi

ay yüzümde kanlı mühür

hasretim gül inceliğinde

ne kadar körpe geceler

ne kadar bakire

bağ bozumları olsa da bizden saklanan

diyeceği olmalı, ömrün ecele

 

sakla beni gül dalına

türküyle gel ıraklardan

gözün ellerinde olsun

                    sözün terinde

şimdi yoksulum

ümitsizliğim umarsız ağıt

ana oğul sardıkça birbirini

hangi eller uzanır kırık dallara

çığlık küskünlüğü bitsin diyorum

yol verin döl zengini kısraklara

küheylanlar aldanmasın

                            berraklığına suların

küheylanlar onlara inat biraz da

köpükler içinde çırılçıplak

gövdesi karayel yelesi poyraz

koşarak günün kızıllığına birer birer

çekip git

             git

                 gittiler

 

Bekir KOÇAK

 

 Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )

 

 

Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )

(Fotoğraf Olarak Taranabiliyor Yalnızca)

 

Dilimdeki Sancı


suya bırak beni
ateşe bırak
alnına düşür demirin
çiy damlası kirpiklerin
güzelliğine koy
külü geç güle bırak

yalvaçlar gönderme günahlarıma
işim yok seninle tanrım
aldandım her seferinde
ellerimi aldı ateşin
geceler düştü korkularıma
kırık tabletlerde kaldı terim
ekmeğim elde

oyalandım kayaların resmine
renksiz çizdim dilimdeki sancıyı
yeşerttim ekini
güzellik güldüm
karardım zeytin
ekşidim üzüm
kuşları uçtum zamana
esrik günlerim oldu

ne sevmek
ne şehvet günahtı
upuzun sunaklarda
kırıldı virgülün dalı
noktanın derdi “ah”tı

ne varsa alnımda benim
incinen saçlaramda
sahipsiz canlı cansız
bakmadan çoğa aza
tutsağı oldum aykırı sesin
“yarin yanağından gayri”
her şey herkesin
olsun istedim


Bekir Koçak

 

Ekin Sanat, Kasım 2008

 

 

 

Dokun Sıcaklığınla

 

aynı göğün mavisini giyindik

bin fidan verdik

                     suyuna

ne sırtımızdaki yük

ne gözlerimizdeki fer

kendi başımıza bıraktı bizi

katlanmak kolay olsa

haydi neyse bir sefer

               atlayıp geçeceğiz tuzakları

               nerde arkamızda ağıtlar

               arkamızda dinmez fırtına

nasıl gidilir yalnız

nasıl susulur şafağa karşı

gizleyecek neyimiz var ki

bakmayın sessizliğimize

el elden tutar 

                 göz göze bakar

aldanıyoruz çocuklar

                   dersimiz

                         ateşle su

                          sonra gök gürlemesi

                          sonra ıssızlık

bunu elbet kitaplar yazar

dokun sıcaklığınla  

               kim ne derse desin

               bozulacak tuzaklar

               pusulacak çiçeklenecek

               o yüzden bu yaygara

 

                                        Bekir KOÇAK

Dokun Sıcaklığınla (Ekin Sanat, Mart 2009)

Utancın Güzelliği Yok/ Bekir Koçak

Tarih: 03:32 27/11/2005 Kategori: Siir

ÇORUM ÖĞRETMENOKULU 1970 VE ANKARA GÜ- TÜRKÇE 1978 (MEKTUPLA ÖĞRETİM 06 ŞUBE) MEZUNLARI İLE İLETİŞİM KURMAK İSTİYORUM. // E- posta: alisahin37@hotmail.com// Kastamonu- Taşköprü

"ANKARA GÜ- TÜRKÇE 1978 (MEKTUPLA ÖĞRETİM 06
-------------------------------------------------------
ŞUBE)den:
-----------

"Bekir Koçak

Seni Ağlamak
Sevgili Adnan Yücel'in anısına,

teneke damlarında altındağı'nın
pas kokar is kokar şarap kokardı
kaçamak takılırdı o zaman gecelere
tek sözcükte aranırdı kurtluş/nerdesin
savrulan rüzgardı saçların
bulutsuz gürlerdi sesin

AŞTIM YAĞMURU SELİ
BAHAR SANDIM KARA DÜŞTÜM

acının resmini basarken gazeteler
gözlerin dostluğun saklandığı yerdi
yıba çarşısında 'ayko'da
taylan türküleri çalıp söylerdin
külüne düşman kesilirdi ateş
bir elin hasan hüseyin'de
özgen'deydi bir elin

YOLA VURDUM SENİ ERKEN
YOL UZADI ZORA DÜŞTÜM

kapılar şimdi kapandı işte
yokluğuna dayanılmaz
sensiz nasıl gidilir uzaklara
'acıya kurşun işlemez' belki
bir temmuz sabahında kanadı yara

UÇUP GİTTİN GÜN YURDUNA
TURUNCUDAN MORA DÜŞTÜM

ozan sözü doğrudur elbet
nasılsa olacak bir gün
'yeryüzü aşkın yüzü'
çaresizliğin imgeleri düşecek dillerden
kolay düşmeyecek balıklar ağa
sırrına meydan okunacak zamanın
sevgin işlenecek doğaya
çökecek 'saraylar saltanatlar'
neresinde olursa olsun dünyanın
Bekir Koçak Utancın Güzelliği Yok

karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense

bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın

durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren

gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık

devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm

geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu

 

Bekir Koçak / Damar Dergisi Ekim 2000 sayısı

 

http://www.adanasanat.com/siir2000/bekir_kocak.htm


ESER SAHİBİ OLAN YAZARLARIMIZ

31. Bekir KOÇAK Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000)
72. Bekir KOÇAK Özgürlüğün Elleri  (Şiirler, 1976)
http://www.yozgat.gov.tr/yozgat.php?sayfa=k_5
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ
YETER Kİ TEMMUZ OLMASIN / Bekir KOÇAK.
www.tsip1974.com/ - 103k - 21 Temmuz 2005 -

http://alisahin37.blogcu.com/utancin-guzelligi-yok-bekir-kocak/58111

 

 

03 Nisan 2009 Cuma

Şiirler / Bekir Koçak

Yıldız Yavrusu


Yıldız Yavrusu
ok yaydan çıktı
söz ağızdan
toplayıp getirmek zor
izlenen bunca rezillik
güzellik teri yüzünde
nefesi kesik


göremeyecek bizi
sesi ayıbından ağır
sayfalara dökmüş geçmişini
geçmişi karanlık
kuşaktan kuşağa düştü kederimiz
yansıyan ışığını aynaların
çoğalan yaz sandık

yaşam ağacı öksüz
yaprakları erken sarı
kısıs üzre budanan acı
düşer üstümüze
yorgun güvercinler göz göze
uçar sonsuzluğa


sinsi bir intiharın
koynunda bulduk seni
başucunda gece
gülüşün acemi
başına buyruk
gülümser yıldız yavrusu
ay ikize gebe


nöbete durmuş töre
alışkın yakmaya saçı
kınası haramdır
hızma üstü gölge
ele güne karşı
tutsaklıktır zaman
gözbebeğinde çölün
perişan küheylan


akan sular durur
üç damla yaş yanağında
sevgi sabırlı ana
alır başını gider ıslık
üç yerimde mermi
beyaz giymese iyi olu
yetimdir ecele karşı
ne kimse tanır
ne hesabı sorulur


Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=7013&page=2


Dilimdeki Sancı


suya bırak beni
ateşe bırak
alnına düşür demirin
çiy damlası kirpiklerin
güzelliğine koy
külü geç güle bırak

yalvaçlar gönderme günahlarıma
işim yok seninle tanrım
aldandım her seferinde
ellerimi aldı ateşin
geceler düştü korkularıma
kırık tabletlerde kaldı terim
ekmeğim elde

oyalandım kayaların resmine
renksiz çizdim dilimdeki sancıyı
yeşerttim ekini
güzellik güldüm
karardım zeytin
ekşidim üzüm
kuşları uçtum zamana
esrik günlerim oldu

ne sevmek
ne şehvet günahtı
upuzun sunaklarda
kırıldı virgülün dalı
noktanın derdi “ah”tı

ne varsa alnımda benim
incinen saçlaramda
sahipsiz canlı cansız
bakmadan çoğa aza
tutsağı oldum aykırı sesin
“yarin yanağından gayri”
her şey herkesin
olsun istedim


Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=7014&page=2

sav evecen bulutları


onların bittiği yerdi çoğaldığımız
ağacın dalına küstüğü
gülün rengine sustuğu
bıyık altı gülümseme
geçmişin kanını soludukça deniz
yerimiz yurdumuz belli
kayıplardan değiliz
ortalıktan çekilince el ayak
ihanetin yüzü kırıldığımız
suya sabuna dokunmaktan farklı
gökten iner gibi adımız
anası yitik sözcüklerin
harf emziren mürekkep
geçmişe seslenirken hep
kaldık işte çırılçıplak
tümcenin gözlerinde sis
yurdumuzun yuvamızın kazası
yabana çekilen kıyak
sav evecen bulutları
“tan” al kuşları bekle
taşın gediğinde işler
bundan böyle
kan katran gece
“memed’im memed”
iki adım ötesi ölüm nöbeti
o memed’in bağrında karabasanlar
bu memed’in gecesinde şömine
dağ başı yıldız kümesi
işaret fişeği gözleri
göç hazırlığı değil
değişen gün
elinde viskisi gece memed’in
onlar ve biz
harita büyüklüğünde dünya
varsıl yoksul ayrımı
sevgiyi besleyen analar
binlerce ayet buyruğu tanrıdan
kapadıkça gözlerimizi
tanrı yanımızda
açtıkça gözlerimizi
acılar bağrımızda
dilinde şehvetin tadı
ihanet (e) bozulan niyet
günah kitapları baş ucunda
kuş tüyü yataklar sıcacık
ne yolcu umrunda onların
ne hancı
yarı aç yarı tok memleket

adı neki
adı ahmet
karın tokluğu değil uşaklığı
soros zakkumlu bahçe
bizimki değil o
bizimki kızılcık şerbeti


yâr kaygısı
“bir lokma bir hırka”
ocağında incir ağacı
ağıtlardan kalan acı
camın önünde başka
ardında başka
iftira yorgunu yanağı
gece yarısı baskınlar
meteor basması dünya
ip boğumu
ihtilâl artığı
düşünden uyanan tanrı
bir eli kırık camda
ten çizer diğeri
gölgeler ürperir
sözcükler lâl
dilimiz kızgın demir
“tan” al
sev evecen bulutları
taşın gediğine eğil
çetin işler işiniz değil
“bir eli balda
bir eli yağda”…
cennetin uşakları onlar
neo liberal
vakitsiz esen rüzgarlar
dağıtır odu ocağı

ne alırsan al
her alan kendine pazar
yaban boyunduruğu
alı al moru mor bayraklar
süsler tablosunu ihanetin
yaşamın ağırlığı
hısım akraba
yoldurmuş tüyü teleği
sırıtır çöplüğünde
neo liberal
yolumuz ışımaz ampullerle
çağları delen çentik
suları köpürten harita
gönül saksımızda bizim
yıkanan gün ışığı
alın teri ve namus
yarınımız
doyan karnımız
sosyalizm

Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=7487&page=4

ekin-sanat/ocak sayısı


Ad Olduk Aydınlığa

yağmurun damlası yok havada
gümüş renkli kanatlar
arar atını bulutların
sonraya kalsa da
bakır rengi ayın
davete çağrılan insan
yaratır güzelliğini
buharı üstünde çayın
ulaşır harmanına

süren alışkanlıklar
horona duran gün
pusatı elinde yarın
asit yanığı beden
tutsak rüzgar
vurgun su
sesidir fabrikaların

parkların sağırlığı
sendeleyen yapraklar
kuş kovalar
fil ürkütür
hüzne boğulur aşkı
kanar zaman
ten küser
karışanı çok mekanda
biri kalkar bini düşer

sorgulanan çim
yakılan çiçek
susan susana şimdi
yaşamın gerçeği
ihaneti taşır içinde
donar kalır ellerimiz
biz
yalanın çekirdeği değiliz
sesimiz sarınca evreni
birlikte güleceğiz

küf rengi zorba
sabrına yenik kurşun
gözü köstebek
hızı rüzgar
görünür göğün camından
ruhlarda beslenen intihar
ayrılık telaşı gülümseme
vurulur düşer eşiğimize
bu utanç bize yeter

susma dedin susmadık
yürüdük çığlığına
taşındık gözlerine
ad olduk aydınlığa
dizildi boğazımıza dün
ateşine yandığımız gün


öğrendik heceleri
aşkın zoru
elenen kum
yorulan korku
emeğe yazılan tümce
dağıttı pusuları

doğanın hırsı mı
akrep yası mı
uçurum kaygısı yaşam
direnci ağlayan dehliz
sesini okşayan kadınlar
bakarak izlerine
doğanın insana
insanın doğaya
ettiğini anlar

herkes her şeyden haberdar
sabahı bekleyen kuşku
kabuk bağlayan yara
kendine asi kapan
siz ve biz
uzakta korna sesleri
doğarken ölürken kimsesiz
hasretin kahrına ortak
neresine teğetse evrenin
sesimiz merkezden duyulacak

küskün sayılır
akşamın hapsinde
adını devrim koyduğumuz insan
anne sıcaklığı
erken sabah
ayın ayazında
moru eski yalazın
alevi patlayacak
çığır türkünü yoldaşım
sustukça biz
bizi kim anlayacak

londra küstü
newyork sustu
kan içinde kesilen parmak
yurdum yuvam
onlara göre öksüz
hesabın yanlışı özde
azalmadık size karşı
umudu olduk yazan elin
düşünen beynin
anlayacak bunu elbet
okyanus ötesindeki adam


Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=7546&page=3

Bekir Koçak

GECENİN YIRTILAN SESİ

bizi sizden sorarlar
sorarlar bizi
sorarlar bizi
yaşamın takviminde
yorulan sözcükleri
bozulan çarkı
burcu burcu kokuyu
mahmur gözde uykuyu
güneşi gökyüzünü
sorarlar
sorarlar
sorarlar

başkasının korkusu
korkusu başkasının
korkusu başkasının
hangi kuytularda saklanır
gerek yok hoşça kala
ölüm bizi tanır
yar yüzünde
sevdalarda
aşklarda
ışkın süren dallarda
ölüm bizi tanır

kırım sayılır aç karınlar
aç karınlar
muhtaç karınlar
sarsılan yeryüzü
kaçıncı kırığında fayın
böler uykuları
dağ uyanır salkım saçak
çocuk uyanır
dar gelir köşe bucak
dar gelir
dar gelir
dar gelir

yüz göz olan
kem söz olan
gecenin nakşı
çığlığı tez atlılar
ele güne karşı
arzın merkezi
küf rengi çamur
kaynayan deniz
dili suskun
dili biz
hüznü vurgun ayrılıklar
üşüyen kucak


yırtılan gecenin sesi
gecenin sesi
şaşkın düşer surlara
şavkı yavan bir an
alnın ortası bulut
aranan adam
yüzün senin olsun
keşkeler senin
hoş geldin sularında
ötesinde sezginin
kol kırık sayılsa da
yen içi ayıp
sorunları saklayıp
kolay mı yarınları kurmak

geç vakit
geç vakit
önü kesilen biziz
afişlerde resmimiz
kıyılan vurulan
ülke ülke savrulan
tarihin hükmünde
bitmeyen öfke
zindandan mezara
birileri peşimizde
yürüyor sinsice

yel eser yol incelir
yol incelir
söz usanır nazından
incecik nar dalına
uzanır ağır aksak
yoldaş arar direncine
yaşlısına gencine
umutlar sağılır
sürgün can borcu değil
emek emek
bellek bellek
zora karşı bilenmeli
inmeli alanlara
alanlara inmeli

Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=8015&page=3

Ekin-Sanat Dergisi

Bekir Koçak

GECENİN YIRTILAN SESİ


bizi sizden sorarlar
sorarlar bizi
sorarlar bizi
yaşamın takviminde
yorulan sözcükleri
bozulan çarkı
burcu burcu kokuyu
mahmur gözde uykuyu
güneşi gökyüzünü
sorarlar
sorarlar
sorarlar


başkasının korkusu
korkusu başkasının
korkusu başkasının
hangi kuytularda saklanır
gerek yok hoşça kala
ölüm bizi tanır
yar yüzünde
sevdalarda
aşklarda
ışkın süren dallarda
ölüm bizi tanır


kırım sayılır aç karınlar
aç karınlar
muhtaç karınlar
sarsılan yeryüzü
kaçıncı kırığında fayın
böler uykuları
dağ uyanır salkım saçak
çocuk uyanır
dar gelir köşe bucak
dar gelir
dar gelir
dar gelir


yüz göz olan
kem söz olan
gecenin nakşı


çığlığı tez atlılar
ele güne karşı
arzın merkezi
küf rengi çamur
kaynayan deniz
dili suskun
dili biz
hüznü vurgun ayrılıklar
üşüyen kucak


yırtılan gecenin sesi
gecenin sesi
şaşkın düşer surlara
şavkı yavan bir an
alnın ortası bulut
aranan adam
yüzün senin olsun
keşkeler senin
hoş geldin sularında
ötesinde sezginin
kol kırık sayılsa da
yen içi ayıp
sorunları saklayıp
kolay mı yarınları kurmak


geç vakit
geç vakit
önü kesilen biziz
afişlerde resmimiz
kıyılan vurulan
ülke ülke savrulan
tarihin hükmünde
bitmeyen öfke
zindandan mezara
birileri peşimizde
yürüyor sinsice


yel eser yol incelir
yol incelir
söz usanır nazından
incecik nar dalına
uzanır ağır aksak
yoldaş arar direncine
yaşlısına gencine
umutlar sağılır
sürgün can borcu değil
emek emek
bellek bellek
zora karşı bilenmeli
inmeli alanlara
alanlara inmeli

Bekir Koçak
http://www.bluemirrow.com/showthread.php?t=9494&page=3

ekin-sanat/ocak sayısı

http://gecmis-gelecek.blogspot.com/2009/04/siirler-bekir-kocak.html

87
0
0
Yorum Yaz