25 07 2011

Günlükten:100 Temel Eser Polemiği

Günlükten:100 Temel Eser Polemiği

 

18 Temmuz 2005 / Kadrini Seng-i Musallada Bilmek  / Ali ŞAHİN

 

 

Ünlü Divan şairimiz Baki, Şeyhülislâm olmak istedi ama bu isteğine ulaşamadan öldü. «Şairler Sultanı» diye anılan Baki'nin cenazesine bütün devlet büyükleri, tanınmış adamlar katıldı. Şeyhülislâm Sunullah Efendi'nin, musalla taşında şairin tabutunun önünde onun şu dizelerini söylediği anlatılır:

«Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki

Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf»

(Ey Baki! Dostların senin değerini [ancak] musalla taşında anladılar ve karşında sıra sıra el bağladılar).

Günümüzde halen yaşama gafletinde bulunan dünyada da ünlenmiş, dışarıda ünlendiği ile doğru orantılı olarak içerde karalanmaya çalışılmış bir çok ozan ve yazarımız, MEB tarafında ozan ve yazar olarak Hüsn-ü kabul görmüyor; bunların yapıtları da MEB Temel Eserleri arasına giremiyor.(ad verip polemik yaratmak istemiyorum.)

Demek ki bunların da kadri “Taht misali O musalla taşında bir namazlık saltanat”tan sonra anlaşılacak. Hoş o zaman da değeri anlaşılamayanlar az değil ama.

 

100 Temel Eser'in Tam Listesi

 

Milli Eğitim Bakanımız Sayın Doç. Dr. Hüseyin Çelik tarafından açıklanan ilköğretim öğrencileri için “100 Temel Eser” ve yazarları şöyle:

1. Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)

2. Mevlana'nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikayeler)

3. Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)

4. Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal)

5. Ömer'in Çocukluğu (Muallim Naci)

6. Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

7. Şermin (Tevfik Fikret)

8. Altın Işık (Ziya Gökalp)

9. Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)

10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)

11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi (Orhan Seyfi Orhon)

13. Uluç Reis (Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)

14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)

15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)

16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)

17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)

18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler (Mehmet Seyda)

19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)

20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)

21. Havaya Uçan At (Peyami Safa)

22. Benim Küçük Dostlarım (Halide Nusret Zorlutuna)

23. Sevdalı Bulut (Nazım Hikmet)

24. Kuklacı (Kemalettin Tuğcu)

25. Yer Altında Bir Şehir (Kemalettin Tuğcu)

26. Arif Nihat Asya'dan Seçme Şiirler (Arif Nihat Asya)

27. Sait Faik Abasıyanık'tan Seçme Hikayeler (Sait Faik Abasıyanık)

28. Koçyiğit Köroğlu (Ahmet Kutsi Tecer)

29. Az Gittik Uz Gittik (Pertev Naili Boratav)

30. Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (Cemal Süreya)

31. Çocuklara Şiirler (Vehbi Cem Aşkun)

32. 87 Oğuz (Rakım Çalapala)

33. Yonca Kız (Kemal Bilbaşar)

34. Bitmeyen Gece (Mithat Enç)

35. Halime Kaptan (Rıfat Ilgaz)

36. Gümüş Kanat (Cahit Uçuk)

37. Vatan Toprağı (Mükerrem Kamil Su)

38. Barbaros Hayrettin Geliyor (Feridun Fazıl Tülbentçi)

39. Eşref Saati (Şevket Rado)

40. Nasreddin Hoca Hikayeleri (Orhan Veli)

41. İnci'nin Maceraları (Orhan Kemal)

42. Allı ile Fırfırı (Oğuz Tansel)

43. Tiryaki Sözleri (Cenap Şahabettin)

44. Keloğlan Masalları (Tahir Alangu)

45. Billur Köşk Masalları (Tahir Alangu)

46. Osmancık (Tarık Buğra)

47. Balım Kız Dalım Oğul (Ceyhun Atuf Kansu)

48. Falaka (Ahmet Rasim)

49. Bir Gemi Yelken Açtı (Ali Mümtaz Arolat)

50. Üç Minik Serçem (Necati Cumalı)

51. Memleket Şiirleri Antolojisi (Osman Atilla)

52. Ülkemin Efsaneleri (İbrahim Zeki Burdurlu)

53. Anılarda Öyküler (İbrahim Zeki Burdurlu)

54. Aldı Sözü Anadolu (Mehmet Önder)

55. Göl Çocukları (İbrahim Örs)

56. Miskinler Tekkesi (Reşat Nuri Güntekin)

57. Tanrı Misafiri (Reşat Nuri Güntekin)

58. Ötleğen Kuşu (Halil Karagöz)

59. Arılar Ordusu (Bekir Yıldız)

60. Yankılı Kayalar (Yılmaz Boyunağa)

61. Yürekdede ile Padişah (Cahit Zarifoğlu)

62. Serçe Kuş (Cahit Zarifoğlu)

63. Bir Küçük Osmancık Vardı (Hasan Nail Canat)

- HAZIRLATILACAK ESERLER-

64. Tekerlemeler

65. Türkçede Deyimler

66. Türk Atasözlerinden Seçmeler

67. Türk Bilmecelerinden Seçmeler

68. Türk Ninnilerinden Seçmeler

69. Türkülerden Seçmeler

70. Türk Manilerinden Seçmeler

- DÜNYA EDEBİYATI-

71. Küçük Prens (A. de Exupery)

72. Şeker PortakaIı (Jose Mauro de Vasconcelos)

73. 0liver Twist (Charles Dickens)

74. Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carrol)

75. Gülliver'in Gezileri (Swift)

76. Define Adası (Robert Louis Stevenson)

77. Robin Hood (Howard Pyle)

78. Tom Sawyer (Mark Twain)

79. Ezop Masalları

80. Andersen Masalları I-II

81. Üç Silahşörler (Alexander Dumas)

82. La Fontaine'den Seçmeler (La Fontaine)

83. Pinokyo (Carlo Collodi)

84. 80 Günde Devr-i Alem (Jules Verne)

85. İnci (John Steinbeck)

86. Beyaz Yele (Rene Guillot)

87. Peter Pan (James Matthew Barrie)

88. Uçan Sınıf (Erich Kastner)

89. Yağmur Yağdıran Kedi (Marcel Ayme)

90. Ölümsüz Aile (Natalie Babbitt)

91. Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)

92. Mutlu Prens (Oscar Wilde)

93. Şamatalı Köy (Astrid Lindgren)

94. Momo (Michael Ende)

95. Heidi (Johanna Styri)

96. İnsan Ne ile Yaşar (Leo Tolstoy)

97. Sol Ayağım (Christy Brown)

98. Hikayeler (Anton Çehov)

99. Değirmenimden Mektuplar (Alfonse Daudet)

100. Pollyanna (Elaanor Porter)

 

http://forum.memurlar.net

 

 

27.06.2005  Günlükten:100 Temel Eser Polemiği

 

Milli Eğitim Bakanlığı'nın her uygulaması polemik konusu. Şimdi de ilköğretim öğrencileri için belirlenen 100 temel eser tartışmaların odağında.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), ilköğretim öğrencileri için tavsiye ettiği “100 Temel Eser”e yaşayan hiçbir yazarın kitabının dahil edilmemesi, çocuk edebiyatı uzmanları ve yazarlarının tepkisini çekti.

MEB Müsteşarı Necat Birinci’nin “polemik konusu olmaması” için yaşayan yazarların eserlerine listede yer verilmediğini açıklaması ayrı bir polemiği de gündeme getirdi. Çocuk edebiyatçıları, uygulamanın mantığını izah edemediklerini belirterek, seçilen kitapların bugünün çocuklarına seslenmekten uzak olduğu noktasında birleşiyor ve uygulamanın ülkemizde yeni filizlenen çocuk edebiyatını yoksullaştıracağını düşünüyorlar.

Çocuk kitapları yazarı Aytül Akal listede adı geçen Pertev Naili Boratav, Tahir Alangu, Kemalettin Tuğcu gibi isimlerin çocukları tek kanatlı bırakacağı görüşünde: “Bundan elli yıl önceki ortamdaki çocuklarla günümüz ortamında büyüyen çocuğa ancak günümüz çocuk edebiyatı yazar ve şairleri seslenebilir. 50 ya da 300 yıl önceki çocukların beklentileriyle şimdiki çocukları koşut tutmak, çocuğu tanımak adına bilgisizliktir.”

Çocukların genel kültürünü, düşünce yapısını geliştirmek, onları iyi okur yapmak maksadıyla hazırlanan listeye tepki gösterenler, listedeki kitapların çoğunun günümüz çocuklarına seslenmediği konusunda hemfikir. Çocuk kitapları yazarı Aytül Akal listede adı geçen Pertev Naili Boratav, Tahir Alangu, Kemalettin Tuğcu gibi isimlerin çocukları ‘tek kanatlı’ bırakacağı görüşünde. “Bundan elli yıl önceki ortamdaki çocuklarla günümüz ortamında büyüyen çocuğa ancak günümüz çocuk edebiyatı yazar ve şairleri seslenebilir. 50 ya da 300 yıl önceki çocukların beklentileriyle şimdiki çocukları koşut tutmak, çocuğu tanımak adına bilgisizliktir.” diyen Akal, klasik ve ölmüş yazarlarla çocuğa okuma kültürü vermenin mümkün olmadığını savunuyor.

Çocuk edebiyatımızın zaten yeni bir edebiyat olduğuna dikkat çeken çocuk kitapları yazarı Hasan Latif Sarıyüce ise gençleri okumaya alıştırmak için yeni isimlerin listeye alınması gerektiğini ifade ediyor. MEB’in listesini kısmen savunan Refik Durbaş ise “Yaşayan ya da ölmüş önemli değil, edebiyat tadını, lezzetini çocuğa veren yazarlar seçilmeli.” diyor.

Çocuk edebiyatı uzmanlarına göre, ilköğretim öğrencileri için hazırlanan ve 70 yerli 30 yabancı yazarın bulunduğu listenin akla getirdiği sorular şunlar: Günümüz çocuklarına tavsiye edilecek kitapları belirlemek için oluşturulan kurulun aylardır süren çalışması bu liste ile rafa mı kaldırılmış oldu? Çocuklar Fazıl Hüsnü Dağlarca, Gülten Dayıoğlu, M. Ruhi Şirin, Ayla Çınaroğlu, H. Latif Sarıyüce, Süreyya Berfe, Mevlana İdris, Ülkü Tamer, Yalvaç Ural, Fatih Erdoğan, Sevim Ak, Nezihe Meriç gibi çocuk edebiyatını omuzlayan yazar ve şairlerden neden mahrum kalmalı?

“Karar çocuk edebiyatına darbedir”

Yard. Doç. Dr. Necdet Neydim: “İlköğretim öğrencileri için ölmüş yazarlardan kitap seçmek gelişen çocuk edebiyatına darbedir. Bu, kurulun çocuk edebiyatını bilmediğini gösterir. Bizde çocuk edebiyatı son 25 yılda gelişti, toplasan 100 yazar zaten çıkmaz. Bundan öncekiler uyarlama ve çeviridir. Tahir Alangu derleyendir mesela, nasıl yazar oluyor? Ölmüş yazarlardan 100 yazar nasıl çıkar, onu da anlamış değilim.”

“Çocuk edebiyatı yoksullaştırılıyor”

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca: “MEB, listesine yaşayan bir tek yazarı bile eklemediğine göre, yaşayanları yazar olarak kabul etmiyor demektir. Bu da bir kasıt bulunduğunu gösterir. Sanıyorum güdülen amaç çocuklarımızı çağdaş yazarlardan yoksun bırakmaktır. Ölü doğmuş fikirler ve kimselerle nasıl tartışabilirsiniz ki? Bu kararla zaten dar olan çocuk edebiyatı böylece daha da yoksullaştırılmaktadır. Acırım o kimseye ki Türkçeyi yetersiz bulur, kendini yetersiz bulmadan.”

“Kitapların dil gelişimine hiç katkısı yok”

Çocuk kitapları yazarı Yalvaç Ural: “Benim okul kitaplarında şiirlerim var. Yugoslavya’da yardımcı ders kitabı olarak okutulan kitaplarım var. Talim Terbiye’den geçmiş 15-20 kitabım var. Şimdi ölmem mi lazım? Polemik her zaman olur. MEB listesindeki kitapların çocuğun dil gelişimine hiçbir katkısı yok. Bu totaliter bir bakıştır, bunu geçmişte sol yapardı. Karamanoğlu Mehmet Bey, boşuna bağırmış o zaman.”

 

-----------------------------------------------------------

 

Elif Öpüşebilir/ Tülay FERAH

Elif Öpüşebilir/ Öykü

Tülay Ferah

 

Kimi insanlar doğuştan yetenekli olurlar. Elleri her işe yatkındır. Elif de böyle biridir...

Beş yaşında eline renkli kalemler verilmiştir ve yaptığı bir resim özel bir kulübün açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır. Ailesi onu bir deha gibi görmüştür ama ödül töreninde annesi, babası, ablası tarafından o denli çok çekip çekiştirilmiştir ki, o günden sonra eline boya almamıştır. Bu durum ilkokula başladığında sorun yaratmıştır. Öğretmeni resim yapmazsa ailesine haber vereceğini söylemiştir. Ama o sorunu hemen çözüp öğretmenini mutlu etmek için resim defterine öğretmenini hayran bıraktıracak resimler yapmıştır.

Elif altı yaşında piyano çalan bir çocuktur... Ona, evi terk edip gittikten bir yıl sonra evlenen babası tarafından bir piyano alınmıştır. Piyano annesinin istemiyle salonun baş köşesine konmuştur. Oysa Elif piyanonun kendi odasına konmasını annesinden rica etmiştir, ama kadın gözlerini açarak kızım sen ne saçmalıyorsun, baban bu piyanoya kaç para verdi senin haberin var mı der gibi bakıp Elif’in ricasını kulak ardı etmiştir. Böylece Elif kendisini hiçbir zaman rahat hissetmediği, dokunulmasına izin verilmeyen yığınla kırılacak eşyanın arasında duran piyanoya darbukadan daha az değer vermiştir, ilk derste değer verilmeyen piyanonun başına geçip notalara "doğru" basmıştır. Öğretmen o gün o denli sinirlenmiştir ki, kapıyı vurup çıkmıştır. Bir hafta sonra öğretmen geç kalmıştır. Anne telaş içinde öğretmeni arayıp buyurgan bir ses tonuyla nerede kaldığını sormuştur. Özgüveni tümden sarsılmış olan öğretmen ısrara dayanamayıp derse gelmiştir. Elif piyanoyla doğmuş gibi tuşlara basmıştır.

iki ay sonra öğretmen:

"Kızınıza öğreteceğim bir şey kalmadı, artık gelmeyeceğim!" demiştir. Elif o günden sonra piyanonun başına geçmemiştir. Piyano evde konuklara gösterilen gösteriş nesnesine dönüşmüştür. Elif’in annesi piyanonun başına geçip, ders alsam ne parçalar çalardım diye iç geçirmiştir. Kimi günler de iç geçirmelerini kızıyla paylaşıp gel anneciğine bir şeyler çal demiştir, ama Elif annesini duymazlıktan gelmiştir. Annesi de kızını iyilik bilmezlikle suçlamıştır.

Elif on iki yaşında regl olmuştur. Donundaki kan beklediği bir şeydir. Kanı görünce bir eczaneden pet alıp gerekli yere koymuştur. Gece yatağında kasıklarındaki ağrı onu rahatsız etmiştir. Yataktan çıkıp bir ağrı kesici yutarak yatağına dönmüştür. Yorganı bacaklarının arasına sıkıştırıp genç kızlığa adım attığını düşünmüştür.

Adım atacağı bir uzaklık gerçeği ilk kez kafasını karıştırmıştır, ilk kez o gece geleceğe, olacaklara, bilinmeyene yelken açıp, yorgun düşmüştür. Sabah asık suratla annesine,

"Günaydın," demiştir.

Annesi sormuştur:

"Neyin var?"

"Dün regl oldum."

"Dün?"

"Evet dün."

"Niye bana söylemedin?"

"Önemli mi?"

"Tabii ki önemli. Özel günlerini benimle paylaşmanı isterim."

"Anne, regl olmak özel bir şey değildir."

"Ben özel diyorsam özeldir!.. Ablan regl olduğu zaman hemen yanıma koşmuştu. Tabii o zaman baban bu evde yaşıyordu. Babanın gidişiyle bu evdeki ciddiyet yok oldu!"

Tartışma kısa sürmüştür.

Elif aptalca şeyler üstüne tartışmayı sevmediğinden, konuyu kısa kesmek için annesini öpüp özür dilemiştir.

Elif on dört yaşında mantı yapan bir çocuktur... Kadınların gözünü korkutan mantı yemeği Elif için çocuk oyuncağı gibi bir şeydir. Çocuk olmasına karşın bebeklerle oynamaktan daha kolaydır. Mantı onun için üç sözcükten ibarettir. Un, su, kıyma. Bu yemeği yapmak için çabalayan annesini seyretmiş, kadının çöküntüye girmek olduğu sezmiş gibi annesini kenara itip yarım saat içinde bir tencere mantıyı hazır etmiştir. O gün annesinin moralini bozup bir annenin nefret ettiği kızına dönüşeceği an, mutfaktan çıkıp o mutfağa da bir daha girmemiştir. O günden sonra da ağzına mantı koymamıştır. Mantı diye bir yemek belleğinin karanlıklarında yok olup gitmiştir.

Okulda nasıl bir öğrenci olduğunu kestirmek güç değildir. O liseyi bitirene değin her yıl takdirname alıp, karnesini annesine uzatmış, annesi de her yıl karneyi eline alınca gözyaşlarına boğulup kızını öpücükleriyle yıkamıştır. Elif de annesine boş gözlerle bakıp başka ne olmasını bekliyordu ki, diye düşünmüştür...

Elif’in ele geçiremediği tek gerçek gelecek olmuştur. Bu konuya bir gençle tanıştığı zaman epeyce akıl yormuştur. Lise diplomasını aldığı zaman o genç için uyuyup uyanmış, giyinmiş, kirpiklerine rimel sürmüştür. O genç için soluk alıp vermiştir. O gençle öpüşmeye bayılmıştır. Genç ondan bir tek şey istemiştir, evlenmek. Elif’in üniversite tutkusunu abartılı bulup ailesinin parasının ikisine de ölünceye dek yeteceğinden söz etmiştir. Elif biricik aşkının evlenme istemini odasındaki kitaplara bakarak düşünmüştür. Raflardaki kitaplara bakıp okumanın para kazanmak için olup olmadığına karar vermeye çalışmıştır. Üniversite sınavına girdiği zaman yüksek puan alacağına, istediği üniversiteye gideceğine adı gibi emindir. Bunlar bildiği şeylerdir. Bunlar gelecekle ilgili olsa da, kolayca yapabileceği sıradan işlerdir. Bunlar için kafa yormaya bile değmez. Sınav öncesi annesine üniversite sınavına girmeyeceğini, âşık olduğu erkekle evleneceğini söylemiştir. Âşık olduğu erkek varsıldır. Yaşamı boyunca para sıkıntısı çekmeyecektir. Annesi gözlerini piyanoya dikip bir erkek için geleceğini çöplüğe atacağını söylemiştir. Bir celsede boşandığı kocası da ona aynı şeyleri söylemiştir. Erkeklerin bir gün aşk kapısından kolayca girdiğini, arkasında ne varsa silip süpürdüğünü anlatmıştır. Elif de geleceğin bilinmediğini söyleyip cepten aşkını arayıp, evlenmeye hazır               olduğunu söylemiştir.

Elif gelinliğini diken modacıya öyle akıllar vermiştir ki, modacı kadın ona iş önerisinde bulunmuştur; ama Elif küçümseyen bir gülümsemeyle öneriyi kabul etmemiştir.

"Çalışmayı düşünseydim üniversite sınavlarına girerdim,"    gibi bir şeyler mırıldanmıştır.

Modacı kadın, düğün günü,   iş önerisinde ciddi olduğunu, düğünden sonra   beklediğini söylemiştir. Elif her ayrıntısında kendi önerisi olan   gelinliğini giyip    geleceğine doğru koşmuştur.

Lüks otellerden birinde nikâh memuruna: " Evet," demiştir. Sevdiği   erkek, "Evet," derken salon yıkılmıştır.

Annesi gözyaşlarını silerken nedense aklına bir türlü çalınamayan piyano gelmiştir. Ardından piyanoyu kızına verip kurtulmayı düşünmüştür. Bu düşünceyle üstünden bir yük kalkmıştır. Yapmayı isteyip yapamadığı şeyleri anımsatan baş belasından sonunda kurtulacaktır. Kurtulma duygusu onda ilk kez kızının evlenerek iyi bir iş yaptığını da düşündürmüştür. Kızı elini öpüp balayına giderken, kızına her zamankinden daha büyük bir coşkuyla sarılmıştır. Elif de bir yere kaybolmadığını, yalnızca evlendiğini söylemiştir.

Elif kocasının kollarında otel odasına girmiştir. Aşkı ona aşk sözcükleri fısıldamıştır. Aşkı onu yatağa yatırmıştır. Soymuştur. Öpmüştür. Okşamıştır. Elif de onu izlemiştir. Elif aşkını şaşkınlıkla izlemiştir. O âna değin her işini kolayca kendi başına yaptığı için, bir erkeğin hem bedeniyle hem ruhuyla bir oyuncakla oynar gibi oynamasından rahatsız olmuştur. Artık aşkı değil de herhangi bir erkek olarak gördüğü kocasına bir yabancı gibi bakmaya başlamıştır. Sormuştur içinden:

" Gelecek bu mu?.. Bir daha kesinlikle kendim olamayacağım. Bunun için mi evlendim?.. Ben okumak istiyorum!"

Elif kocasının şaşkın bakışları altında kot pantolon, bir gömlek giyip oteli terk etmiştir. Bu durum iki aile arasında oldukça büyük duygusal gerilimlere neden olmuştur, ama Elife bir şey olmamıştır. İki ay içinde boşanıp üniversite sınavına gireceği günü düşünmeye başlamıştır. Annesi de piyanoyu yok pahasına satmıştır.

Üniversite son sınıfta okuyan büyük kızı akşam eve gelince piyanoyu sormuştur. Satıldığını duyunca:

"Üniversiteyi bitirince ders alıp çalacaktım," demiştir. Babam bu evden gittiğinden beri  herkes aklına eseni yapıyor!"

Elif üniversiteyi adı gazetelere geçecek bir puanla kazanmıştır. Tek başınadır. Güçlüdür. Bu dünyada yapamayacağı bir şey yoktur. Ama ne zaman aklına seks gelse, bir erkeğin bedeniyle oyuncak gibi oynadığı gelmektedir. Bu durumu çözecek bir donanımı yoktur. Seksle ilgili bir gelecek alacakaranlık kuşağından ona sırıtıp durmaktadır. Elif de sıkıntıyla iç geçirip öpüşmeyi bildiğini düşünmektedir.

 

Türk Dili Dergisi

 


Saat ve Tarih: 01:24 , 20/1/2006 Yazar: AlsahBlog

Yorumlar (0) | Baglantı

 

 

XIX. Yüzyıl Çocuk Dergiciliği ve Eğitsel İşlevleri Üzerine/ Hüseyin ŞİMŞEK(*)

XIX. Yüzyıl Çocuk Dergiciliği ve Eğitsel İşlevleri Üzerine

Hüseyin ŞİMŞEK(*)

Çocuk dergiciliğinin ortaya çıkışı, basın tarihçesi içerisinde ele alınabilir. Genel olarak "basın" kavramıyla ifade edilen kitle iletişim araçlarının, insanlar arasında bilgi akışını , (Information) düşüncenin, yorumların ve fikirlerin toplum içerisinde dolaşımını sağlamak gibi temel işlevleri bulunmaktadır. Bu temel işlevlerin yanında basının,  insanları eğitmek ve eğlendirmek, bireysel ve toplumsal sorunlara ilgi çekmek, yaşam koşullarının iyileştirilme çabalarına katkıda bulunmak gibi  yararlarından da söz edilebilir. Kitle iletişim araçları, toplumsal yaşamın belirli  alanlarında olduğu gibi, eğitim alanında da çok önemli bir işleve sahiptir.

Dünyada 17. yüzyılda ortaya çıkan basın (1), Osmanlı İmparatorluğunda yaklaşık iki yüzyıllık gecikmeyle gündeme gelmiştir. Osmanlı basını, ilk önce yabancıların çıkardıkları gazetelerle başlamıştır. Ancak Türk basının (gazete ve dergiciliğinin) gelişmesi ve yaygınlaşması, 19. yüzyılın ikinci yarısında Şinasi ile Agah Efendi’nin birlikte çıkardıkları ilk özel gazete Tercüman-i Ahval (1860) ile mümkün olabilmiştir.

Matbaanın kullanımında olduğu gibi basının gelişmesinde de Avrupa’nın öncülüğü yine karşımıza çıkmaktadır. Basının önemli bir bölümünü oluşturan dergiciliğin  ortaya çıkışı ve gelişmesi, sosyal bilimlerin doğuşuyla yakından ilgilidir. Sosyal bilimlerin ortaya çıkışı ve bilginin topluma arzı, bilgiyi aktaracak araçların doğuşunu hazırlamıştır. Bu araçlar içerisinde en etkili ve kalıcı olanları, uzun süre saklanabilen, çok sayıda bireye ulaşma imkânı olan yazılı kaynaklardır. Ayrıca güncel bilginin kamuya arzı ihtiyacı da periyodik olarak bu işlevi görecek araçların arayışını başlatmıştır. İşte dergicilik böyle bir gereksinimin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Dergilerin yayınlanmasıyla, daha önce bir ölçüde bilgi aktarım işlevi  görmekte olan gazetelerden, içerik olarak farklı bir  iletişim aracı ortaya çıkmış oldu.

Dergiciliğin tarihi, basın tarihi içerisinde ayrı bir yere sahiptir. Çünkü basın denilince öncelikle gazeteler akla  gelmektedir. Gazetelerin tarihi ise dergilerin tarihinden daha eskidir. Dergiler, gazetelerin ortaya çıkışından sonra gelişen ayrı bir iletişim alanıdır. Dünyada dergilerin ortaya çıkışı XVII. yüzyıla rastlar. Dergilerin ortaya çıkışı bir dizi sosyal, kültürel  ve bilimsel gelişmenin sonucudur. Batıda XVII. yüzyıldan itibaren kurulmaya başlayan ve XVIII. asırda parlak  dönemini yaşayan ilmî cemiyetler, bir yandan bilimin ilerlemesi ve  yaygınlaşmasını sağlamak ve diğer yandan bilim adamları arasındaki iletişimi temin edebilmek için süreli yayınları kullanmaya başlamışlardır. Bu amaçla geliştirilen ilk süreli yayınlar, hem bilim adamları arasındaki iletişimi sağlamış hem de  bilimsel tartışmalara sayfalarını açmışlardır.

Bu anlamda dergiciliğin tarihi, bilim cemiyetlerinin tarihiyle iç içedir. Çünkü batıda ilk yayınlanan dergiler, bilimsel amaçlı dergilerdir. İlk dergi, 1665 yılında "Jornal de Scavant" adıyla Fransa’da yayınlanmıştır (2). Bu dergiyi 1682 yılında Leipzig’de  Latince  olarak  yayınlanan  " Acta Eruditorum "  takip etmiştir. İlk sayısı 1 Ocak 1682 tarihinde yayınlanan Acta Eruditorum’da matematik ve fen dallarında çeşitli makalelere yer verilmiştir (3).

1688 yılında " Monatsunterredungen des Thomasius " dergisi, Almanca olarak yayınlanır. İlk yayınlanan dergiler öğretici (didaktik) karekterde olup, değişik şehirlerdeki bilim adamları arasında ilişki kurmayı amaçlamışlardır. Daha sonraki tarihlerde politik, tarihî ve ilmî dergiler yayınlanmaya devam etmiştir.

Osmanlı’da ise batı kültürü ve bilimi ile kurulan ilk temas, Tanzimat öncesinde XVIII. asrın sonlarında, devlet adamları aracılığıyladır. Modernleşme çabalarının bir parçası olarak, batı kaynaklı bir çok yenilik gibi bilim alanındaki cemiyetleşme hareketi de Osmanlıya bu yolla girmiştir. 

Türkiye’de  Dergiciliğin Tarihi

Türk dergicilik tarihindeki ilk girişimlerin yaşandığı dönem, Tanzimat Dönemidir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren günlük gazetelerle birlikte haftalık, 15 günlük ve aylık dergilerin yayımlanmaya başladığı bu dönem, Türk dergiciliği açısından önemlidir. İlk Türk dergileri tıpkı Avrupada olduğu gibi ilmî cemiyetlerin yayın organı olarak ortaya çıkmışlardır. Bu anlamda Türk dergiciliği bilim dergiciliği olarak gelişmeye başlar. Şu ana kadar yapılan araştırmalar Osmanlı’da ilk derginin  1862 yılında çıkarılan Mecmua-i Fünun (4) adlı dergi olduğunu göstermektedir.  Dergi, sahibi olan Münif Paşa’nın, Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye adıyla kumuş olduğu bir derneğin yayın organı olarak neşredilmeye başlanır. Fizik, kimya, felsefe, ruh bilim, sosyoloji, tarih ve coğrafya gibi ilmî konulara ilişkin makalelerin yer verildiği dergi, iki yıl boyunca 50 sayı kadar çıktıktan sonra, İstanbul’u kasıp kavuran büyük kolera salgını yüzünden yayınını durdurmak zorunda kalmıştır. Münif Paşa, dergiyi 1866 yılında yeniden yayımlamaya başlamış, fakat uzun süre devam ettirememiştir. 1869’da ise hem cemiyet hem de dergi kapanmıştır. Dergi üçüncü defa aynı zat tarafından yayımlanmaya başlanmışsa da bir süre sonra dergiye ilgi azalmış ve kendiliğinden kapanmıştır (5). 

Bu tarihten itibaren değişik alanlara ilişkin dergiler yayınlanmaya başlamıştır. Her biri farklı alanlara yönelik olarak yayınlanmaya başlayan dergiler, çocuk dergileri, mizah dergileri, kadın dergileri, ilmî dergiler, edebiyat dergileri, ve meslekî dergiler olmak üzere oldukça geniş yelpaze oluşturmuşlardır.

Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin yenilikçi ekibi tarafından yayınlanan Mecmua-i Fünun’la rekabet etmek amacıyla, Bab-ı Ali katiplerinden oluşan bir gurup, Cemiyet-i Küttap adıyla örgütlenirler. Bu cemiyet tarafından Mecmua-i Fünun’a karşı Mecmua-i İbritname adıyla bir dergi çıkarmışlardır (6).

Türk dergiciliğinin ilk örneklerinden birisi de Mecmua-i Fünun’un yayınlandığı yıl çıkarılan ve ilk resimli Türk dergisi ünvanına sahip Mirat adlı dergidir. Mustafa Refik tarafından ancak üç nüsha neşredilebilen dergi, kısa ömürlü dergiler arasında yerini almıştır (7).

Musiki-i Osmani, 1863 yılında yayınlanan müzik dergisidir. İlk Türk müzik dergisi ünvanına sahip olan dergi ancak on sayı yayımlanabilmiştir (8).

Türk dergiciliğindeki diğer bir ilk örnek ise resmî olarak yayınlanan Ceride-i Askeriye adlı dergidir. Harbiye Nezareti tarafından 1864 yılında neşredilmeye başlanan dergi, Fuat Paşanın çabalarıyla yayınlanmıştır. Derginin idaresinde Ahmet Mithat’ta bulunmaktadır (9).

Türk dergiciliğinde bir ilk olan diğer girişim ise 1869 yılında Mümmeyyiz’in çıkarılmasıdır. Aynı adla bir gazetenin haftalık eki olarak yayınlanan Mümmeyyiz, ilk çocuk dergisi ünvanına sahiptir. Yayıncısı Sıtkı tarafından 49 sayı yayınlanan bu dergi, çocuk dergileri içerisinde en çok  beğenilenlerdendir (10).

Diyojen adlı dergi, 1869 yılında Teodor Kasap tarafından çıkarılan ilk müstakil mizah dergisidir. Dergi, daha önce Rumca ve Fransızca çıkarılan dergilerin Türkçesidir.

Hadika, Mecmua-i Fünun’dan sonra çıkan ilmî ve teknik süreli yayınlardandır. Dergide endüstri konularına ilişkin ilmî yazılara yer verilmiştir. Hükûmet tarafından, beğenilmeyen bir yazısı nedeniyle kısa süre kapatılan dergi, daha sonra tekrar yayınlanmaya başlar ve gazete hüviyetine bürünür (11).

Dünyada Çocuk Dergiciliğinin Tarihçesi

Çocuk süreli yayınlarını (dergileri) genel basın tarihi gelişiminden ayırmak mümkün değildir. Başlangıçta toplumun belirli kesimlerine hitap eden basın, zaman içerisinde, toplumun tüm kesimlerine hitap etme arayışına girmiştir. Basının kitleselleşmesi sonucunu doğuran bu arayış, zaman içerisinde cinsiyet, ilgi ve meslekî farklılıklara dayalı yeni haberleşme ürünlerinin doğmasına neden olmuştur. Artık toplumun tamamına yönelik bir haberleşme aracı yerine kadınlara, çocuklara, gençlere, değişik ilgi ve meslek guruplarına yönelik gazeteler ve dergiler çıkarılmaya başlanmıştır. İşte çocuk süreli yayınları da bu ayrışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkar ve gelişir. Bu gelişme, basında gazete ve dergi terimlerinin de doğmasına neden olur. Artık geniş kitlelere ulaşmaya çalışan aktüel ve günlük gazeteler yerine, periyodik aralıklarla belirli bir kitleye, spesifik konularla ilgili, daha detaylı bilgi, fikir incelemeleri, görece daha kapsamlı olarak sunulabilen süreli yayınlar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda kadın dergileri, gençlik dergileri, çocuk dergileri, moda dergileri, bilim dergileri, spor dergileri gibi yeni süreli yayınlar çıkmaya başlamıştır.

Avrupa’da çocuk dergileri, dergiciliğin ortaya çıkışından (1672) yaklaşık yüzyıl sonra başlayabilmiştir. Çocuk dergiciliğinin başlangıcını ahlâkî dergiler (Moralische Wochenschrift) oluşturmaktadır. İlk yayınlanan çocuk dergileri, birtakım ahlâkî değerleri içermekteydi. Bu dergilerde ebeveynlere ve çocuklara yönelik ahlâkî öğütler yer almaktaydı.

1722 yılında Leipzig’de yayınlanan "Leipziger Wochenblatt für Kinder " çocuk dergiciliğinin ilk örneği olarak kabul edilir. Bu ilk derginin içeriğini hikâyeler, fabller, tabiat bilgisi konuları, mektuplar ve birtakım temsiller oluşturmaktaydı (12).  Yine aynı yıl bu dergiye rakip olarak " Nidergaschisches Wochenblatt für Kinder " adıyla ikinci çocuk dergisi yayınlanmıştır. Önemli bir okuyucu kitlesi bulan bu derginin içeriği de benzer konulardan oluşmaktaydı (13). 

Daha sonra sırasıyla Moralische Wochenschrift (1724) , Patriot (1724-1726) yayın alanına girer. 1725 yılında yayınlanan "Vernüftiger Tadlerin" çocuk terbiyesini esas alan bir yayın politikası izlemiştir.  1759-1763  yılları  arasında  Berlin’de   yayınlanan "  Wocehenblatt zum Besten der Kinder " (Çocukların Yararına Haftalık dergi) ile, 1771 yılında Stutgart’ta yayınlanan " Wochenschrift zum Besten der Erziehung der Jugend " (Gençlerin Eğitimi Yararına Haftalık Mecmua) adlı dergiler yayınlanır. 1775 yılında "Kinderfreund " (Çocuklara Arkadaş) dergisi yayınlanır. Bu dergide sohbetler, sanatçılar hakkında bilgiler, bilmeceler, fabller ve şarkılar yayınlanır (14). 1784 yılında yayınlanan "Kinder Akademie" nin konuları ise coğrafya, tarih ve sanat üzerinde yoğunlaşmıştır (15).

İngiltere’de ise ilk çocuk dergisi XVIII. yüzyılın sonunda (1788’de) "Juveile Magazina" adıyla yayınlanır. Bunu "The Chılders Magazine" (1799) takip eder. Her iki dergi de iyi şöhret yapmalarına rağmen kısa ömürlü olmuşlardır (16). İngiltere’de yayınlanan diğer çocuk dergileri Children’s Friends, Infant’s Magazine, The Charm (1852-1854) ve The Boy’s Own Magazine (1855-1874) adlı dergilerdir.

1824’te The Chıld’s Companion adıyla yayınlanan çocuk dergisi XIX. yüzyılın ilk çocuk dergisi olması yanında en uzun süre yayınlanan dergi unvanına sahiptir. Bu dergi, yaklaşık yüz yıl süreyle yayınlanmıştır. XIX. yüzyılda Amerika Birleşik Devletlerinde yayınlanan önemli çocuk dergileri ise 1826’da yayınlanan The Jeveile Miscellany ve  1829’da yayınlanan The Chılders Magazine adlı dergileridir (17). Aynı dönem Fransa’da ise Le Musse de Familles ve Magazine de’ Education et de Rec’re’atıon (18) adlı dergiler yayınlanmıştır.

Bu dergiler, çocukların eğitimi için çok az sayıda eserin bulunduğu, yazılan eserlerin ise daha çok aileler ve eğitimcilere yönelik olduğu ve bunların da gençler için yetersiz kaldığı gerçeğinden hareketle, amaçlarını çocuklar ve gençler için en iyisini yapmak biçiminde belirlemişlerdir. Dergilerdeki konular çocukların ve gençlerin beğenecekleri tarzda yazılmıştır.

Türkiye’de Çocuk  Yazının Gelişmesi ve Çocuk Dergiciliğinin Doğuşu

XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Türk çocuk dergiciliğinin tam olarak anlaşılabilmesi için bu dönemin kısa bir analizini de yapmak gerekir. Bilindiği gibi XIX. yüzyılın ikinci yarısı, Osmanlı Devletinin gerileme ve çöküş dönemi olarak nitelendirilmektedir. Gerileme ve çöküşü askerî alandaki yenilgiler ve toprak kayıpları olarak yaşayan Osmanlı Devleti, ekonomik alanda da giderek güçsüzleşmektedir. Osmanlı Devleti, sanayi devrimini gerçekleştirmiş Avrupa karşısında, tarıma dayalı ekonomik yapısıyla, belirgin bir gerileme içerisinde bulunduğunu kısa sürede görmüş ve bu gerilemenin durdurulabilmesi için önce askerî alanda sonra da eğitim alanında birtakım düzenlemeler yapma gereği duymuştur. 1773’te açılan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun (Askeri Deniz Mühendislik Okulu) ’dan yaklaşık elli yıl sonra, bu kez batılı tarzdaki sivil eğitim kurumları (Rüşdiyeler) açılmaya başlanmıştır. XIX. Yüzyılın ilk çeyreğinde açılan Rüşdiyeler ve bu yüzyılın ortalarında açılan öğretmen okulları (Darulmuallimin 1848’de ve Darulmuallimat 1868’de), Osmanlı devletinin gerilemeyi ve çöküşü eğitimle aşmayı plânladığını göstermektedir. XIX. Yüzyılın ikinci yarısı, devlet eliyle açılan eğitim kurumlarının yaygınlaştırılmasıyla birlikte, toplumun değişim taraftarı kesimlerinin batılılaşma çabalarına tanık olmuştur.

XVIII. yüzyılın son çeyreğinde başlayan ve kimilerine göre batılılaşma, kimilerine göre de modernleşme diye adlandırılan bu süreç, çok yönlü sosyal değişimlerin (Transformatıon) de ilk adımı olmuştur.  Osmanlı Devletinin gerileme ve hatta çöküş yaşadığı bir dönemde başlayan bu süreç, kültürel, teknik ve eğitim alanlarında kendini göstermiş ve bu değişim sürecinin en etkili vasıtalarından birisi iletişim araçları olmuştur. İletişim araçlarının bu değişim sürecindeki en önemli işlevi ise bilgilendirme ( Informatıon) olanağı sunması biçiminde ortaya çıkmıştır. Devletin resmî yayın organı olan Takvim-i Vekayi bile sayfalarında batı kültürünü, tekniğini ve batıdaki politik gelişmeleri haber veren çok sayıda haber ve yoruma yer vermiştir.

XIX. yüzyılın ortalarından itibaren iletişim araçlarının özel şahıslar eliyle yürütülmeye başlanması, batıyı tanımaya yönelik bilgilendirme sürecini büsbütün hızlandırmıştır. Batının her alanda tanıtımına ağırlık veren basın sayesinde batıdaki modern gelişmelere ve sosyal değişmelere açık bir toplum kitlesi oluşmaya başlamıştır. Bunun önemli yansımalarından birisi, edebiyat alanında görülmüştür. Yeni edebiyat ürünleri batıyı yakından tanıma fırsatı da vermiştir. Çünkü yeni edebiyat eserlerinde, batı ailesi batı kültürü ve batıdaki sosyal ilişkiler konusu ele alınmıştır.

Çocuk edebiyatının doğuşu, yenileşme düşüncesi ve batıya açılmayla  yakından ilişkilidir.  Bilindiği gibi Osmanlı döneminde başlatılan yenileşme hareketleri, öncelikle eğitim alanında kendini göstermiştir. Batılı anlamda öğretim yapmak üzere kurulan okullarda okutulacak kimi eserlerin (bilim ve teknik kitaplarının) yayınlanması ve basılması, eğitimle basın arasında sıkı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Yenileşme döneminin eğitim uygulamaları da ilk önce yayınlar yoluyla halka duyurulmuştur. Ancak bu dönemde çocuklara yönelik olarak yayınlanan ilk eserler geleneksel anlayışı yansıtan eserlerdir. Çocuk yazınıyla ilgili ilk eserler arasında şair Nabi’nin (1642-1712) oğlu için yazdığı öğüt kitabı Hayriyye ve Sümbülzade Vehbi’nin ( ?- 1809) oğluna yazdığı Lütfiye-i Vehbi adlı mesnevileri (19) gösterilmektedir. Bunların yanında Tuhfe-i Vehbi, Nuhbe-i Vehbi ve Subha-i Sıbyan gibi eserler de çocuk yazını içerisinde sayılmaktadır. Bu eserler geleneksel Müslüman Türk toplumunun ahlâkî, sosyal ve bireysel değerlerini öğretici nitelik taşımaktadırlar.

XIX. yüzyılın sonlarında meydana gelen siyasal ve kültürel değişikliklerle birlikte, yazın alanında da önemli gelişmeler dikkat çekicidir. Osmanlı Dönemi’nde gerçek anlamda çocuk edebiyatının ortaya çıkışı, Tanzimat Dönemi’ne rastlamaktadır.

Çocukların okuma becerileri ve özel ilgileri dikkate alınarak, onlar için kitaplar hazırlanması XIX. yüzyılın ikinci yarısında görülür. Kayserili eğitimci Doktor Rüştü’nün Nuhbet’ül Etfal (1859) adıyla yayınlanan ilk Türkçe Alfabe kitabı, önemli bir yere sahiptir. Bu kitapta çocuklar için hazırlanmış bir takım fabller ve küçük hikâyelere yer verilmiştir.

Öte yandan Şinasi’nin çabaları modern edebiyatın ve bu arada çocuk edebiyatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Çocuk yazınına ilişkin önemli bir eser 1869 yılında yayınlanmıştır. Ethem Paşa tarafından Türkçe olarak kaleme alınan Terbiye-i Etfal adlı kitap, Takvim-i Vekayi’de tanıtılmış ve çocuklara tavsiye edilmiştir. Kitabın birtakım nasihatler ve yararlı bilgileri ihtiva ettiği, Türkçe tahsil yapacaklar  ve  özellikle de çocuklar için yararlı olduğu belirtilmiştir (20).

Bu yıllarda yazılan bir diğer eser ise Beylerbeyi Rüşdiye muallimlerinden Osman Hayri’nin kaleme aldığı Terbiyet’ül Ezhan ve Teshil’ül Efkar adlı kitabıdır. Düşünce ve zihin eğitimi konularını içeren kitap, öğretmen ve öğrenciler için tavsiye edilmiştir.

Çocuk yazının gelişmesi modern Türk edebiyatının gelişmesiyle de doğrudan ilişkilidir. XVIII. yüzyıldan başlayarak şekillenen Türk edebiyatı, Tanzimat döneminde, büyük hız kazanmıştır. Bu dönemde, toplumsal ve ona bağlı olarak estetik bilinçte de esaslı değişiklikler görülür. Batıyla temasların yoğunlaştığı XIX. yüzyılın son otuz yılında  Türk edebiyat ve sanat düşüncesi, toplumda gelişmekte olan sosyal ve ideolojik değişiklikleri yansıtma aracı olmuştur (21).

Türk edebiyatının gelişmesi, genellikle bir değişim ve kriz dönemiyle başlatılır. Osmanlı imparatorluğunun, geleneksel İslam düşüncesine dayalı, siyasal ve kültürel yapısının, modern batılı düşünceye doğru evrilmesi ile başlayan bu dönem, bütün alanlarda bir hareketlenmeye neden olmuş ve bu arada edebiyat alanını da doğrudan etkilemiştir. Modern Türk edebiyatının, bir uygarlık kriziyle başladığını ileri süren Tanpınar şu görüşleri savunur. " Bu edebiyatın bir uygarlık değişmesinin sonucu olarak doğduğunu göz önünde tutmak gerekir. 1826 da yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla başlayan ve 1839’da Tanzimat Fermanıyla devlet kurumlarının ve toplum yapısının yavaş yavaş Avrupalılaşmasına varan ve sırasıyla 1876’da I. Meşrutiyet, 1908’de II. Meşrutiyet devrimlerini kapayan bu uygarlık krizi 1923’te Cumhuriyet’in ilânı, Ankara’nın Başkent oluşu, Atatürk devrimleri gibi kesin görünümlü aşamalarla Türk toplumunu bugünkü durumuna kadar getirir." (22).

Türk toplumunun batıdan etkilenmesindeki gecikmenin temel nedeninin, kendine güven ve üstünlük duygusundan kaynaklandığı ileri sürülür. Ancak XVII. yüzyıldan başlayarak hızlanan gerileme, yönetim, siyaset ve askerî alanlarda çare arayışlarını da hızlandırmıştır. III. Selim döneminde, Yeniçeri Ocağının kaldırılıp yerine Nizam-ı Cedid’in kurulması, batılı tarzda yeni okulların ( mühendishaneler ve daha sonra rüştiyeler) açılması, gazete çıkarılması, Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi, yeni kıyafetlerin giyilmeye başlanması (şalvar yerine setre pantolon, kavuk yerine fes vb.), siyasal, sosyal ve askerî alanlardaki batıya doğru değişimin hızlandığını göstermiştir. Bu değişimleri perçinleyen 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’yla, özellikle kültürel alanda bir çok yenilik yaşama geçirilmiştir.

Batılılaşma olarak da nitelenen bu yeni dönemde, batılı tarzda okullar açılmış ve batılı tarzda gazete ve dergiler yayımlanmıştır. Bu iki gelişme, aynı zamanda kültürel hayatın değişmesine de yol açmıştır. Çünkü yeni açılan okul programlarında, daha fazla batı kaynaklı bilgi, yeni yayınlanan gazete ve dergilerde, daha fazla batı orijinli haber, hikâye ve düşüncelere yer verilmeye başlanmıştır. Büyük bir kısmı tercüme yoluyla yazın hayatına giren batılı ürünler, Türk edebiyatını da derinden etkilmiştir. " Batı kültürüyle yetişen yeni kuşaklar eski edebiyatın yeni hayatı anlatmaya elverişsiz olduğunu görmüşler, batı edebiyatı yolunda yeni bir edebiyat çığırı açmaya girişmişlerdir." (23).

Tanzimat  Edebiyatı olarak da anılan batı edebiyatına geçiş dönemi, Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkışından (1860) Edebiyat-ı Cedide’nin yayın organı olan Servet-i Fünun dergisinin hükûmetçe kapatılışına (1901) kadar geçen 41 yıllık bir süreyi kapsar. Bu süre içerisinde, modern batı edebiyatının, hemen hemen bütün türleri ( şiir, hikâye, roman, tarih, anı, makale, deneme, eleştiri v.b ) yeni Türk edebiyatına girer.

Tanzimat edebiyatının kurucusu sayılan Şinasi (1826-1871), birkaç batılı şairden çevirdiği şiirlerini, 1859 yılında Terceme-i Manzume adıyla bastırmış, Türk edebiyatında batı tiyatrosu yolunda yazılmış ilk oyun Şair Evlenmesi de yine aynı yıl yazılmıştır. Aynı yıl Türk edebiyatında roman türünün ilk örneği sayılan Terceme-i Telemek, Fransız yazar Fenelon’dan çevrilmiştir. Bu dönem, aynı zamanda geleneksel Türk edebiyatı (Divan Edebiyatı)‘ından uzaklaşma dönemidir. Divan edebiyatında bulunmayan makale, tiyatro, hikâye, roman, anı ve eleştiri gibi kavramlar yeni edebiyat ürünlerine girmiştir. Yeni edebiyat ürünlerinde içerik olarak da değişimler görülür. Eski edebiyatta bulunmayan millet, hürriyet, hak, adalet, kanun, meşrutiyet, bilim, fen, sosyal yaşam gibi konular yeni edebiyatta ağırlıkla işlenir. Toplum için sanat anlayışını benimseyen bu dönem edebiyatçıları, batıdan çok etkilenirler. Yeni edebiyatçıların bir çoğu  belirli süre batıda kalmışlardır. Tanzimat edebiyatının batıya yönelimini gösteren diğer bir özellik ise, batıda revaçta olan çeşitli akımların Türk edebiyatı ürünlerine de yansımış olmasıdır. Bu dönemde romantizim, naturalizm, klasisisizm ve realizm gibi akımlar Türk edebiyatçılarını etkiler. Tanzimat edebiyatçıları, seçkinci anlayışa karşı olduklarından, biçimden çok içerik (mesaj) üzerinde durmuşlardır (24). 

Tanzimat edebiyatçıları çocuklar için eser vermeyi ihmal etmemişlerdir. Tanzimat yazarlarından Şinasi, Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat Efendi çocuklar için Fransızca’dan Türk diline kısa manzumeler ve fabller çevirmişlerdir. Ayrıca bu dönemde Şinasi, Ahmet Mithat ve Muallim Naci’nin oldukça sade bir dille fabl türünde yazdıkları şiirler, çocuklar tarafından zevkle okunmuştur. Ziya Paşa’nın J.J. Rousseau’dan yaptığı Emile çevirisine yazdığı önsöz, Recaizade Ekrem’in Tefekkür adlı eserinde çocukluk anılarına ayırdığı bölüm ve Naci’nin sekiz yaşına kadarki çocukluk anılarını kapsayan Ömerin Çocukluğu (1889) adlı kitabı, Tanzimat dönemi çocuk yazını ürünlerindendir. Bir bölümü ilk ve ortaokul kitaplarına da alınan bu eserler çocuklar tarafından ilgiyle okunmuştur.

Türk çocuk yazınının önemli bir bölümünü ise dünya çocuk klâsiklerinin çevirileri oluşturmaktadır. Çocuklar için yapılan çevirilerden birisi, Yusuf Kamil Paşanın Fenelon’dan çevirdiği Terceme-i Temelak (1862) adlı kitaptır. Bundan başka Vakanüvis Lütfi’nin Defoe’den çevirdiği Tercüme-i Hikaye-i Robinson (1864), Mahmut Nedim’in Johnathan Swift’ten  çevirdiği Guliverin Seyahatnamesi (1872), Mehmet Emin’in Jules Verne’den çevirdiği Merkez-i Arza Seyahat (1883) ve Beş Haftada Balonla Seyahat (1887) gibi kitaplar çocuk yazını alanındaki ilk yabancı eserlerdir (25).

Modern Türk çocuk yazınının gelişme sürecinde önemli etkileri olan bu tür eserler, dil bakımından istenilen sadelikte değildir. Çocuk yazınının gelişmesinde çeviri eserlerin ve kitaplar yanında bu yıllarda yayımlanmaya başlayan çocuk dergilerinin de önemli katkısı olmuştur.

Çocuk dergiciliğinin doğuşu Tanzimatla birlikte hız kazanan sosyal değişimin bir devamıdır. Çünkü iletişim araçları ve edebiyat yoluyla sosyal değişmeye aracılık eden elit kitle, değişimin sağlıklı biçimde sürmesi ve kalıcı olabilmesi için toplumun en dinamik kesimi olan genç kuşaklara yönelme ihtiyacı duymuşlardır. Çünkü genç jenerasyon değişime en açık kitle olarak görülmüştür. Bu düşünce, çocuklara daha iyi ulaşma yolarının arayışına götürmüştür. Başlangıçta çeşitli edebiyat eserleri yayınlanmış, basında da çocuklara yönelik sınırlı yazılar yayınlanmıştır. Ancak doğrudan çocuklara yönelik ürünlerin ortaya çıkması XIX. yüzyılın ikinci yarısında mümkün olabilmiştir.

İlk çocuk dergileri  günlük gazete ekleri olarak neşredilmiştir. Ancak Tanzimat dönemi çocuk dergileri uzun ömürlü olamamıştır. Bu dönem çocuk dergileri zorluklar içerisinde var olmaya çalışmışlardır. Tanzimat dönemi çocuk dergilerinden en uzun ömürlüsü ilk çocuk dergisi unvanına da sahip olan Mümeyyiz  (26)dergisidir. 1869 yılında Sıtkı Efendi adlı yayıncının, aynı adlı günlük gazetenin  çocuklar için haftada bir neşrettiği Mümeyyiz’in her sayısı ayrı bir renkte çıkarılmıştır. Çocuk eğitimi üzerinde yoğunlaşan, eğitim ve öğretim yazılarını içeren ve sekiz sayfa olarak basılan bu özel sayı (Mümeyyiz), Türk basın tarihinde ilk çocuk ve eğitim dergisi olarak değerlendirilebilir.

İkinci çocuk dergisi, üzerinde basım yılı bulunmayan, ancak yayınladığı ilânlardan, dolaylı olarak yapılan çıkarımlarla, muhtemelen 1873 veya 1874 yılında yayınlanan diğer bir çocuk dergisi Hazine-i Etfal adlı dergidir(27).

1875 yılında Mehmet Efendi adlı yayıncının çıkardığı Sadakat adlı günlük gazetenin, aynı adla haftalık eki olarak yayınladığı dergi Sadakat, Tanzimat döneminin diğer bir çocuk dergisidir. İlk altı sayısı büyük bir ilgi gören Sadakat yedinci sayısından itibaren Etfal adıyla devam etmiştir (28). 23 Mayıs 1875 tarihinde yayınlanan Etfal dergisi, ancak 16 sayı çıkabilmiştir.

Hem kadınlara hem de çocuklara hitap eden Ayine Tanzimat dönemi dergilerindendir. Derginin ilk sayısı 14 Kasım 1875’te yayınlanır. Selanik’te 41 sayı yayınlanan dergi İstanbul dışında yayınlanan ilk çocuk dergisidir (29).

XIX. yüzyılın önde gelen çocuk edebiyatçılarından, Mehmet Şemseddin tarafından yayınlanan Arkadaş (1876) dergisi, Tanzimat döneminin son çocuk dergilerindendir. 13 sayı yayınlanabilen Arkadaş, batılı tarz çocuk dergilerinin başında gelir.

Çocuk dergiciliğinin gelişme dönemi Mutlakıyet dönemidir. Mutlakıyet dönemi çocuk dergilerinin başında Tercüman-i Hakikat gelmektedir. Aynı adlı günlük gazetenin daha çok orta okul öğrencileri için neşrettiği haftalık ek olan Tercüman-ı Hakikat adlı dergi 1880 yılında yayımlanır. Derginin 26 sayısı yayımlanmıştır.

Mutlakıyet dönemi çocuk dergilerinden sayılan Aile, Şemseddin Sami tarafından yayımlanmıştır. Kadın ve eğitim yazılarına yer verilen derginin kütüphanelerde ancak üç sayısı bulunabilmiştir.

1880 yılında toplam 40 sayı yayımlanabilen bir başka çocuk dergisi ise Bahçe dergisidir. Kemal Efendi tarafından çıkarılan dergide batı dillerinden tercüme edilen hikâyeler yayımlanmıştır (30).

Mecmua-i Nevresidegan Mutlakıyet dönemi çocuk dergilerinden bir diğeridir. Ancak dört nüshası bulunan ve Tarih, Coğrafya ve Matematik konularına ait yazıların yer aldığı dergi, bir okul dergisi görünümündedir. Yayımlanma yılı 1881’dir.

1881 yılında yayın hayatına başlayan iki çocuk dergisi daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Çocuklara Arkadaş diğeri ise Çocuklara Kıraat adlı dergilerdir.

Ahmet Mithat tarafından 1897 başlarında yayınlanmaya başlayan Çocuklara Rehber dergisi, Osmanlı dönemi çocuk dergileri içerisinde en uzun süreli ikinci dergi olma özelliğine sahiptir. Toplam 166 sayı yayımlanmayı başaran dergi aynı zamanda XIX. yüzyılda yayınlanan son çocuk dergisidir. Derginin diğer bir özelliği ise İstanbul dışında yayınlanan çocuk dergisi olmasıdır.  Dergi Selanik’te yayımlanmıştır.

Mutlakıyet dönemi çocuk dergilerinin sonuncusu ise Selanik’te yayınlanan Çocuk Bahçesi adlı dergidir.

Çocuk Dergilerinin Eğitsel İşlevi

Basının önemli bir görevinin eğitim olduğuna işaret edilmiştir. İçel, basının toplumsal fonksiyonları arasında eğitim fonksiyonu da saymıştır. İçel’e göre basının toplumsal görevleri şöyle sıralanabilir (31). 

a- Eğitim aracı olmak

b- Öğretici fonksiyonu yerine getirmek

c- Eğlendirici olmak

d- Günlük yaşamda karşılaşılan problemlerin çözümüne yardımcı olmak

Eğitsel açıdan bakıldığında süreli yayınlar, okul ve meslek yaşamında öğrenilenlere ilâve olarak bunları tamamlayıcı bilgiler vermek, eğlendirmek gibi fonksiyonlara sahiptir.

Çocuk süreli yayınlarının eğitimle ilişkisi tartışma götürmeyecek kadar açıktır.* Çocuk süreli yayınlarının gelişimine bakıldığında, ilk yayımlanan dergilerin eğitim amaçlı dergiler olduğu görülmektedir. Çocuk dergiciliğinin öncülüğünü yapan ilk çocuk dergisi    "Leipziger Wochenblatt für Kinder" ‘in içeriği çocuklar için hikâyeler, fabller, tabiat bilgileri, mektuplar ve temsillerden oluşmaktadır. Bu dergiden sonra yayınlanan dergilerde de eğitim konusu ağırlıklı bir yer işgal etmiştir. Batıda yayımlanan ilk çocuk dergileri, amaçlarını, örf ve âdetlerin korunması, faziletli, iyi ahlaklı vatandaşların yetişmesine yardımcı olmak biçiminde belirlemişlerdir. İlk çocuk dergileri, öğretmenlerin iyi bir eğitim görmesi, kızların eğitimine özen gösterilmesi gibi konuları ön plâna çıkarmışlardır. Türkler tarafından yayınlanan çocuk dergileri de benzer içeriğe sahiptir. İlk Türk çocuk dergisi Mümeyyiz’de eğitim ağırlıklı makaleler, eğitsel amaçlı hikâyeler, eğitimle ilgili haberler, çeşitli eğitim sorunları, eğlenceli fıkralar, öğrenciler için düzenlenmiş yardım kampanyaları gibi eğitimle doğrudan ilişkili konulara yer verilmiştir. Diğer çocuk dergileri de bu yolu izlemişlerdir.

Batıda yayınlanan ilk çocuk dergilerinde savunulan temel ilkeler şunlardır  (32);

a- Çocuk ve gençler için sınırlı bir ebeveyn otoritesi,

b- Çocukların yapısına ve ruhsal durumuna uygun bir eğitim uygulanması,

c- Çocukların oyun oynama ihtiyacını karşılayacak kadar zaman bırakılabilen bir eğitim sistemi,

d- Çocuklar ve gençlerin zevkle ve severek öğrenebilecekleri bir müfredat,

e- Çocukların ve gençlerin vücut gelişimlerine yardımcı olacak spor derslerinin programlara alınması.

Bu temel ilkeler XIX. yüzyıl Türk çocuk dergiciliğinde de savunulmuştur. Bu ilkelerin ilk maddesi hariç, diğerlerinin tamamı, gerek Tanzimat dönemi ve gerekse Mutlakıyet dönemi çocuk dergilerinde savunulan ana ilkeler olarak karşımıza çıkar.

Çocuk dergilerinin işlevlerinin anlaşılması için içeriklerine bakmak gerekir. Çünkü dergiler, amaçlarıyla bütünleşen bir yayın politikası izlemeye çaba göstermişlerdir. Dergiler bu amaçlara uygun içerikleriyle de önemli bir işlevi yerine getirmişlerdir. Her şeyden önce çocuk dergileri, ilköğretim çağında bulunan ve okula devam eden öğrencilere yönelik olarak çıkarılmış dergilerdir. Dergiler, amaçlarını, hedef kitle olarak seçtikleri ilköğretim öğrencilerinin eğitimleri ve eğlenmelerine odaklamışlardır.

Çocuk dergilerine bakıldığında, eğitime ilişkin yazılar ve yorumlar, çeşitli hikâye, masal, öykü ve roman tefrikaları, okul müfredatına uygun öğretim konuları ve bunlara ilişkin sorular, bilmeceler, çocuk oyunları ve eğlence konuları, kitap ve diğer tanıtımlar gibi çok zengin bir içerikle karşılaşılır.

Çocuk dergilerini eğitim konusunda değerli kılan taraflarından birisi, çocukların ilgisini çekecek görsel malzeme kullanmalarıdır. Çocuklara yönelik yayınlar içerisinde resimli olarak yayınlanan ilk eğitim aracı çocuk dergileri değildir. Çünkü ilk çocuk dergileri olan Mümeyyiz, Hazine-i Etfal ve Sada

90
0
0
Yorum Yaz