25 07 2011

İmdatsız Acılar / Bekir Koçak / Şiir

İmdatsız Acılar / Bekir Koçak / Şiir

Tarih: 12:49 25/4/2010 Kategori: Şiir

İMDATSIZ ACILAR
bozuver mührünü kalbin
ırmaklar aksın sesinde
yaşam hayranı penceren
dağ esintisi yediveren
sunulmamış ahiri ezel
yazboz tahtası sanki
skandal anı
ızdırabı geleceğin
neoliberal kafada
artı değer romanı

zincirler sevişir
dilleri bunalım lafazan
mahrum sayılırmışız
topla çıkar sözcükleri
ne altın hesabı ne gümüş
taş avluda ter izleri görülmüş
küsme ne olur
güle ömrümü ekle
kır kederini zorun
aklın gücünü çevir zora
gücünü devşir

gücünü devşir
gül bahçeleri yok artık
gazel eskisi parklar
zamanı tozan bacalar
küf pas ve sinek
eceli kendine yakın
zehir zemberek
sırılsıklam yüzü
çocuk hevesinde kurulacak dünya
görecek herkes görecek

aşk yorgunu sessizlik
tay gözü hayaller
olana uzak kalır
ateş harı öfke
beslenen onca değer
ince iğne kuyusu sözcükler
inci tanesi çoğu azı
gemi azıya almış madrabaz
bilimi teğet geçer
okuması zaman alır
mezattır soframızdan beklediği
hem güler hem göz kırpar
şark kurnazı

nikotin kanıyor gözüm
yaram bir bağ tütün
“sulusu kurusu” tekerleme
ucun ucun umudu kemiren böcek
çarmıh cellatlarının emrinde
açlıkla acının ülkesi
geçmiş gelecek

sesi soluğu kesilmiş
el insaf cinayetler
ilenci büyütür bağrında
ev basar çadır yıkar
çoğalır yürekte imdatsız acılar
kırmızıdan siyaha düşer bandı
ölüm kınası saçlarında
yâr okşayışı çocuk ağıdı
her şey yarım
aldırmazlık bize özgü neme lazım

onlarsız olmuyor bültenler
ekranlar ışıklı şimdilik
katil ne kanlı ne bıçaklı
katil çadır soğuğu
ayaz kırığı dal
dokunuyor çocuklara
ölüm orucu intihar

muştan beş kişi yol uzak
baygın sayılır
ceviz ağaçlı bahar düşleri
minare hüznü bitlisten
olay sizin bildiğiniz gibi değil
tam orta yeri mevzuun
ruh ve beden
muhterem muhabbet
unutulmuş an
beraatını yazar bir yana
anaları alıp gitmek
kolay görünse de
mahkum mahzun tutsaklık zorlaması
nikotin uyuşuğu dört c
zemheri gecesinde masal
ahlâk rencidesi silah
vicdan vebal ve günah
hışmın taşkını öfke
gücü unutulmuş emek

Bekir Koçak

Ekin Sanat Dergisi - Mart 2010 Sayısı

Konur Sokak Uçarı / Bekir KOÇAK

Tarih: 21:56 26/4/2009 Kategori: Siir

Konur Sokak Uçarı

 

konur sokakta bir güvercin

kopardı beni zamandan

gülen en gülendi

                         zamana hançer

bağdaş kurmuş betona

ağıt rezilliğinde yüzü

ötesi bir sigara içimlik

yalnızlık kanadında

kuşluk vakti şimdi

 

           susamlı bir dünya

           yarısı simit yarısı açlık

           yaşam bu işte

           zehir zıkkım tadında

 

konur sokak uçarı

güvercinler ürkek

yolun ortasında

           bir kız bir erkek

           adam asılır saçlarından

           kahkahalar(ı) ağız taşkını

           gazete başlıklarından habersiz

           dudağı dudağında

                                 yaşıyorken aşkını

 

marmara pusuda

kaynar tan yeri suda

kalp kırgınlığı salkım saçak

fısıldar yaprağına ağacın

ter basar utancı

soframız karabasan

gam değil tsunami

ömrün kıyıları vurulduğum

gözler beyaz köpük

             eller deniz mavisi

 

             kıyamet ezgisi namus

             bıçak yarası

             ucu karanlık galeride

             ay ölüsü sancı

             yalnızlığımız

             susmak ve susmak şimdi


Bekir Koçak (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )
 

ANKARA DÜŞER YÜREGİME

 

1

dikenli teller içinde mayıs

gülkurusu haziranlar

tenim sonsuz akan ırmak

sol yanım ışkın

kovulmuş eylüller inceden ince

arzular alıngan günbe gün

seviştiğim ne dal ne yaprak

hesaba katılmaz bir düş dünyası

sancılı sıcak

ankara düşer yüreğime

aynaları kırılır ömrümün

 

 

yanı başımızda sardunyalar

kapılar kırk kanatlı bilmece

x artı y diyemem

emek ter beden

ten sorgular tini

hangi suikasttan kurtuldu

hangi barikata direndi bilemem

canımıza can katan rüzgar

 

2

suskun kalma

sesin sesimden kalabalık

onaran varsa yaranı

konuş dinlesin uzaklar

yakına sözünü geçir

kanıyorsa yaşamın yüzü

seninle gelir bu kente

süzülen bulut okunan şiir

fırında köz

demirde nar

incir dilli aydın

tütün saçlı akhisar

 

3

karadeniz poyraz öper

lodos patlar akdeniz

ağını dişler balıklar

bırak deme zoru bana

takası tayfası naçar

şahdamarı delinir elbet

kulaklara kaçınca kar

 

elleri yüzbin baca

gözleri yer altı ocak

tamiri imkansız ne var ki

düşü akşam serinliği

sıcak somun oğul uşak

bir adım ötesi mayıs

tutarsa dalları tomurcuk

uçurtmalar uçuracak

 

4

çıkar gözlerinden

aşkın yücesini

zehrine ne demeli

kitabı kurşun

haykırışı olmalı

düz, ün yokuşun

yeşili bırakıp kar sularında

okşa iki yüzünden birini

kavrul sıcağında yurdumun

alnımıza yazı değil kahrolmak

"ecele faydası yoktur korkunun"

 

5

ne var ki kolay olan

bak döl Emziren şu toprak

yalazlanır her yerinde

buğulanır yedi rengi

dur durak bilmez inan

alkış tutar gidenlere

cengaver kesilir

kınındaki kör bıçak

 

Bekir KOÇAK (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )

Hasret Sevdanın Kendisi

 

can bedeni vurdu

ölümü soğudu zaman

aklımda çocukluğum

sevgi masumu göründükçe

göçebesi oldum kentlerin

kayboldum

 

elleri günaydın güneşi okşar

sorgular gizini yaşamın

hasret sevdanın kendisi

aşar arsızlıkları

sevgiye koşar

 

aklın düşünde yaşamak

bu meydan bu tren bu ray

dal uçları gün aydınlığı

uzağı yürek bungusu

 

                   olmazlanır kadim ayrılık

                   öfke işe yarar

                   ağırdan alır türküler

                   başlangıcı muştulu haber

                   gizlidern ses verir

                   yazar günlüğünü acıların

                   tanıktır zamana dört duvar

 

sen dokundukça

                  saçlarım düğüm

                  çözümü güç sorunlar için

                  sevda nedir ki öldüğüm

                  alfabeden bir yaprak

                  aşkın "a"sıyla acının "a"sı yan yana

                 dili tutulur baharın

                 deşilir yarası uçurumların

                 dağ doruğu buzullar

                 akar ateşine umudun

                 kül ve kömür bana kalır

 

acının yumağında her soru

yanıtı sabırda saklı

 

                   eylemin sabra direnci

                   uzatma diyor yılları

                   saati gücendirme

                   kuyuları kazarken iğne ile

                  aklında olan yenilik

                  zoru gülümseyen gece

                  kılı kıpırdamaz delilik

                       yol uzatır düşürür ağa

                      sen ben sözcükler

                                   düştükçe tuzağa

                      çocuklar daha çok ağlar

 

bozduğumuz oyunlarda

şiirin ince dili

ayların adı önemli değil

"yükte hafif pahada ağır".

Yükle yüreğine ne varsı

Hoşça kala uzak dur

Tut elinden yürü

                          Aldırma soğuğa sıcağa

 

Bekir Koçak (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )

 

HER ÖLÜM FİDAN DALI

 

                                    kazım koyuncu'ya

 

ağırlanmak kutsal yontularda

yıkarken deniz köpüğünü

alışkın değilse de karadeniz

radyasyon lekeli çay yeşili toprakta

düşünmeden dölüne ihaneti

titreyen bir gülümseme

                                 gencecik ince

hangi makamdan şimdiki fırtınalar

kim olduğunu bilmiş gibi

                                 çağrılı çağrısız

yola çıkılmış bir kere

nereye nasıl varılır bilmiyoruz

kona göçe bu zaman diliminde

tut kollarını kapıların

çalmadan yarını deli rüzgar

kaç bin kez kaç bin güvercin

çiçeklerken yanağımızı

içimizde bin bir sızı

sor kurtuluşu mustafa suphi'ye

aklın süzgecinde çağın

bunca illeti saklar niye

çernobil bulutları

bir batar bir çıkar

umuda ısmarlanmış ne varsa

karabataklar suların boşluğunda

titrek yürekli bebecikler

bırakmış ellerini anaların

emmiş derdi derman diye anzer balı

sunağında gençliğimiz ölümün

"her ölüm erken ölüm"

                                     her ölüm fidan dalı

 

Bekir KOÇAK (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)

DERGİLERDEKİ ŞİİRLERİ 1 / BEKİR KOÇAK

Tarih: 19:11 28/4/2009 Kategori: Şiir

Ad Olduk Aydınlığa

yağmurun damlası yok havada
gümüş renkli kanatlar
arar atını bulutların
sonraya kalsa da
bakır rengi ayın
davete çağrılan insan
yaratır güzelliğini
buharı üstünde çayın
ulaşır harmanına

süren alışkanlıklar
horona duran gün
pusatı elinde yarın
asit yanığı beden
tutsak rüzgar
vurgun su
sesidir fabrikaların

parkların sağırlığı
sendeleyen yapraklar
kuş kovalar
fil ürkütür
hüzne boğulur aşkı
kanar zaman
ten küser
karışanı çok mekanda
biri kalkar bini düşer

sorgulanan çim
yakılan çiçek
susan susana şimdi
yaşamın gerçeği
ihaneti taşır içinde
donar kalır ellerimiz
biz
yalanın çekirdeği değiliz
sesimiz sarınca evreni
birlikte güleceğiz

küf rengi zorba
sabrına yenik kurşun
gözü köstebek
hızı rüzgar
görünür göğün camından
ruhlarda beslenen intihar
ayrılık telaşı gülümseme
vurulur düşer eşiğimize
bu utanç bize yeter

susma dedin susmadık
yürüdük çığlığına
taşındık gözlerine
ad olduk aydınlığa
dizildi boğazımıza dün
ateşine yandığımız gün




öğrendik heceleri
aşkın zoru
elenen kum
yorulan korku
emeğe yazılan tümce
dağıttı pusuları

doğanın hırsı mı
akrep yası mı
uçurum kaygısı yaşam
direnci ağlayan dehliz
sesini okşayan kadınlar
bakarak izlerine
doğanın insana
insanın doğaya
ettiğini anlar

herkes her şeyden haberdar
sabahı bekleyen kuşku
kabuk bağlayan yara
kendine asi kapan
siz ve biz
uzakta korna sesleri
doğarken ölürken kimsesiz
hasretin kahrına ortak
neresine teğetse evrenin
sesimiz merkezden duyulacak

küskün sayılır
akşamın hapsinde
adını devrim koyduğumuz insan
anne sıcaklığı
erken sabah
ayın ayazında
moru eski yalazın
alevi patlayacak
çığır türkünü yoldaşım
sustukça biz
bizi kim anlayacak

londra küstü
newyork sustu
kan içinde kesilen parmak
yurdum yuvam
onlara göre öksüz
hesabın yanlışı özde
azalmadık size karşı
umudu olduk yazan elin
düşünen beynin
anlayacak bunu elbet
okyanus ötesindeki adam


Bekir Koçak

 

Ad Olduk Aydınlığa, (Ekin Sanat, Sayı: 35, Ocak 2009 )

http://aalsah.blogcu.com/dergilerdeki-siirleri-1-bekir-kocak/5423702 

 

ANKARA DÜŞER YÜREGİME

 

1

dikenli teller içinde mayıs

gülkurusu haziranlar

tenim sonsuz akan ırmak

sol yanım ışkın

kovulmuş eylüller inceden ince

arzular alıngan günbe gün

seviştiğim ne dal ne yaprak

hesaba katılmaz bir düş dünyası

sancılı sıcak

ankara düşer yüreğime

aynaları kırılır ömrümün

 

 

yanı başımızda sardunyalar

kapılar kırk kanatlı bilmece

x artı y diyemem

emek ter beden

ten sorgular tini

hangi suikasttan kurtuldu

hangi barikata direndi bilemem

canımıza can katan rüzgar

 

2

suskun kalma

sesin sesimden kalabalık

onaran varsa yaranı

konuş dinlesin uzaklar

yakına sözünü geçir

kanıyorsa yaşamın yüzü

seninle gelir bu kente

süzülen bulut okunan şiir

fırında köz

demirde nar

incir dilli aydın

tütün saçlı akhisar

 

3

karadeniz poyraz öper

lodos patlar akdeniz

ağını dişler balıklar

bırak deme zoru bana

takası tayfası naçar

şahdamarı delinir elbet

kulaklara kaçınca kar

 

elleri yüzbin baca

gözleri yer altı ocak

tamiri imkansız ne var ki

düşü akşam serinliği

sıcak somun oğul uşak

bir adım ötesi mayıs

tutarsa dalları tomurcuk

uçurtmalar uçuracak

 

4

çıkar gözlerinden

aşkın yücesini

zehrine ne demeli

kitabı kurşun

haykırışı olmalı

düz, ün yokuşun

yeşili bırakıp kar sularında

okşa iki yüzünden birini

kavrul sıcağında yurdumun

alnımıza yazı değil kahrolmak

"ecele faydası yoktur korkunun"

 

5

ne var ki kolay olan

bak döl Emziren şu toprak

yalazlanır her yerinde

buğulanır yedi rengi

dur durak bilmez inan

alkış tutar gidenlere

cengaver kesilir

kınındaki kör bıçak

 

Bekir KOÇAK

 

Ankara Düşer Yüreğime, (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )

 

 

AŞKIN ELİ TUFAN

 

sevginin konduğu her dal

sızıyor baharına yaşamın

ölüm dahil

bir el bir ele cehennem

çelik süngü sınaşık yüz

sabah üstünde gölgesi

kuşlar küs sular suskun

ne gemiler yaşlı

                  ne deniz hain

omzunda ömrün gizi

her adım sana yakın

yüreğin gül güzelliği

incecik çavdar rengi

dün hevesidir hıçkıran

merakını mucip kendince

mağdur kim mazlum kim

zamane dediğin "an"dır bu

ortalık yer "ölüler evi"

dili ağır sözü yaban

 

akşamları konuş

                tan alacasını

üç vakti üçe böl

gelinlik kız

               anaç göz doğum sancısı

varoş kapısı ağrıyan baş

bir yudum su

   harcıalem

nar yaprağı bereket

sor soruştur kokla menevişi

yarın sizindir güneş

emin emzirin çocuklar

kıyamet kopacaksa kopsun

                   siz kucaklayın güneşi

                                  mahşere kadar

aşkın eli tufan

sevdanın gözü

ağ içinde av

yıldız gülü

   ay tutuk

karanlık tünel ucu

mağara duldası güvercin

yalnızlığı uçar idim

düştüm köz üzre

                  yanarım için için

tanış yüzler onların yüzü

gençlik denir ya uçarı

yanar tende ten gibi

kaçamak ağır vebal

kimse kim onlar meçhul

zamana sitemi onların

kahrı aynalara ancak

 

Bekir KOÇAK

Aşkın Eli Tufan, (Damar, Sayı: 193, Nisan 2007)

 

 

BAHARIMIZ SENSİN

 

                        Torunum Salih Ege YÜKSEL’E

 

seni de karşıladım oğul, seni de

ölmeden önce

bir serinlik bahçemde gülüşün

sabah rüzgarlarına karşı

üşümüş bedenim

                     değince dudakların sıcacık

                     kuş kanadınca masum

                     kuş uçmalarınca ince

 

seni de karşıladım oğul, seni de

hoş geldin Ege Salih

                    demek ne kadar güzel

                    ne kadar kolay

seninle mutlandı yuvamız

seninle çoğaldı

                    baban Özgür annen İlkay

onların gülümsemelerinde

                                        seni kucaklamak

cemre sıcaklığınca kutsal

bahar tazeliğimce berrak

düşmek kirpiklerine damla damla

gözpınarlarına acıdan uzak

niyetim ve düşümü

oğul hoş geldin

                      ellerin ellerimde minnacık

yüreğimiz nevruz ateşi

mevsimler değişti bak

baharımız artık sensin

sen Salih Ege bebeğim

                              ne de güzelsin

                                            ne de güzelsin…

 

                                           Bekir KOÇAK

                                           03–05/08/ 2006

108
0
0
Yorum Yaz