24 05 2011

'İnce Memed neyse röportajlarım odur'

'İnce Memed neyse röportajlarım odur'

Türk Edebiyatı'nın yaşayan en büyük romancısı olarak gösterilen Yaşar Kemal belki de birçoklarının bilmediği en iyi röportajcı da aslında. Romancılığı kadar çok uzun yıllar sürmemiş olsa da 1951'de başladığı röportajları bugün altmış koca yılı geride bırakıyor.

Selvi Serin

 

Cumhuriyet Kitap- Ömrü mahkemelerde, sürgünlerde, çoğunlukla da yokluk ve sıkıntı içinde geçen Yaşar Kemal tüm bunlara rağmen en cesur ve can alıcı röportajları gerçekleştirmeyi başardı. Röportaj dalındaki başarısının temelinde aynı zamanda onu birçoklarından ayıran, röportaja bakış açısı yatıyordu. Öncelikle Yaşar Kemal'e göre röportaj 'bir edebiyat türü, onun için bize insan yaşamını, gerçeğini en güzel veren bir dal' ve onun en önemli işlevi, haber ile örtülen gerçeğin açık edilmesi. Habere ve haberin yaratma sürecine son derece hâkim olan Yaşar Kemal'in en önemli özelliklerinden biri de röportaja yüklediği bu güç. Yaşar Kemal'in röportaja bakışı işte bu iki önemli izlek üzerinden okunabilir.
 

Bir edebiyat dalı

İnce Memed gibi bir romanı kaleme alan ve sadece Türkiye'de değil Avrupa'daki tüm ülkelerde ve diğer başka bir çok kıtada okunan bir yazar olmak payesini taşıyan Yaşar Kemal'in bu kitabını değerli kılanı yine Yaşar Kemal büyük bir içtenlikle anlatıyor: 'Hemen şunu söyleyeyim ki herhangi bir röportajıma herhangi bir romanım kadar çalıştım.'

Yaşar Kemal'in en önemli iddialarından biri olan röportajın bir edebiyat türü olması konusu röportajın yaratım sürecinin haberinkinden tamamen farklı olarak algılanmasından kaynaklanır. Haberler 'gerçeğin kaba yansıması' olduğundan tamamen insanı ve duyguları dışarıda bırak ve yaşanana olgu niteliği atfedip, okuyucuya bu olguyu taşıma vazifesi görür. Haberin ardında saklı duran, yaşanan dram ya da mutluluk bu aktarım esnasında tamamen kaybolur. Bu bakımdan haber yazımı olgunun aktarılmasından bir adım daha öteye geçemez. Bu nedenledir ki Yaşar Kemal bir gerçeğe dikkat çeker: 'Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancıdır. Bunların arasında Hemingway, Ehrenburg, Şolohof, Simonov, Kessler var. Salt gazetecilikten gelen usta, büyük bir röportaj yazarı daha tanıyoruz, o da Malaparte'dir (...) Nâzım Hikmet'in Küba röportajları erişilmez bir güzelliktir. Bizde birçok ünlü yazar röportaj yaptı, şimdi hiçbirisi aklımda değil, ha yapmışlar ha yapmamışlar. Ama Sait Faik'in, Orhan Kemal'in, Aziz Nesin'in röportajlarını kim unutabilir? Röportaj bir edebiyat türüdür, onun için bize insan yaşamını, gerçeğini en güzel veren bir daldır.'

Yaşar Kemal'e göre haberin hazırlanması süreci de olgunun niteliğinde bozulmalara neden olabilir. Özellikle gazete sahiplerinin yazılan, çizilen üzerinde bu denli muktedir olduğu coğrafyalarda yapılacak olan haberlerdeki ve röportajlardaki nitelik iyice kaybolur. Belirli odaklara göbekten bağlı olanların söyleyecekleri sözün niteliği daha söylenmeden belli. Yaşar Kemal'in dikkat çektiği en önemli noktalardan biri de devletin sistematik olarak uyguladığı 'örtülü faşizm.' Bu politik yaklaşım, gerçek sözün ortaya çıkışının engellenmesindeki en önemli araçlardan biri, aynı zamanda Türkiye'de gerçek röportajların kotarılması ve röportajın bir edebiyat türü olarak algılanamamasının da nedeni. Sığ bir söze sahip ve haberden öteye taşınamayan röportajlar hiç bir şekilde okuyucuya gerçekleri anlatamaz. Onlar, çarptırılan ve bozulan gerçeğin birer yansıması olarak kalacaktır.

Gerçek röportajın gücünü ise yine Yaşar Kemal'den dinleyelim: 'Bizim politikamız uzun yıllar gerçeğe varmak değil, gerçeği örtmek oldu. Ben doğudaki mağaralarda yaşayan insanları yazdığım zaman kıyametler koptu. Az daha gazeteden kovduruyordu beni o çağın hükümeti. Türkiye uzun yıllardır demokrasi uydurması, perdesi altında bal gibi faşizmi yaşıyor. Demokrasi, demokrasi diye kendimizi aldatıyoruz. Çoğunlukla gazetelerimiz bu örtülü faşizmin birer çığırtkanı. Gelen ağam, giden paşam gazeteleri bunlar. Bunlar yurdun, insanın gerçeğine varmak için kişilikli kimseleri bulacaklar, yetiştirecekler de insan ve yurt gerçeğine varacaklar, öyle mi? Faşizmin yoğunlaşması Türkiye'de röportajın ölümüyle sonuçlanmıştır. Bu bir orantı sorunudur. Türkiye'de bugünkü faşizm çözülürse basınımızda da değişiklikler olacaktır. Şu günlerde tirajları tepe aşağı giden gazetelerimiz bir çıkar yol arayacaklardır. Onları kurtaracak, onları halkın, okuyucunun gözünde sevimli kılacak, gerçek insan yaşamını, olayların, haberlerin ardındaki gerçeği verecek olan tek yol röportajdır.'

Siz okuyucu olarak kısa zamana kadar -haklarını yemeyelim Ece Temelkuran'ın Ağrının Derinliği ve Bejan Matur'un Dağın Ardına Bakmak kitapları hariç- çok ses getiren ve üzerinde konuşulacak nitelikte röportajlar anımsıyor musunuz?
 

'Nasıl roman yazdıysam öyle röportaj yaptım'

Yaşar Kemal'e göre diğer edebiyat dallarından daha cılız kalan röportajın kurtulmasının en önemli koşullarından biri, daha demokratik bir ülkeye sahip olmaktan geçiyor. Yaratım sürecinin en baltalayıcı unsurlarından sansür ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, gerçeğin yazarın gözünden yeniden yaratım sürecini durma noktasına getirebilir. Zira Türkiye'de de git gide daha kötü bir hal almaya başlayan röportajların niteliği göz önüne alınırsa Yaşar Kemal'in çok da haksız olduğu söylenemez.

Demokratikleşme yolunda ağır aksaktan öte geriye adımlar atan bir ülkenin daha nitelikli ve gerçeği bir kez daha yazarın gözünden tanımlayan röportajlar ortaya koyması beklenemez. Ancak bu doğal süreç bakımından ele alındığında okuyucunun gerçeğe olan talebinin artması nitelikli röportajında yeniden doğumu olacaktır. Yeniden bir edebiyat türü olarak dünyaya gelecek olan röportaj, yazarın gerçeği kurmasına romandan ve şiirden daha çok yardım edecektir. Sadece yazarın röportajının niteliğinin artmasına değil ayrıca bu gerçekleri görme isteği yıllardan beri tabu haline gelen birçok sosyolojik olgunun da konuşulabilmesine ve gerçekleriyle birlikte okuyucuya sunulmasına yarayacak. Suskun, çalışılmamış ve gerçeğe yönelmeyen röportaj ise her zaman sığ duygulara ve sığ zihinlere birer haber niteliğiyle hitap etmeyi sürdürecek.

'Herhangi bir röportajıma herhangi bir romanım kadar çalıştım' diyor Kemal ve kaçakçılarla yaptığı röportajlardan bahsediyor. Üç aydan fazla süre kaçakçılarla birlikte yaşayan Yaşar Kemal 'kaçakçı' kılığında yaşamış ve onların her şeyine ortak olmuş. Hiçbir röportajında bir tek not almadığını söyleyen Kemal, zaman zaman yanında kalem bile olmadığını itiraf ediyor. Nedeni ise çok açık: 'İnsan ancak gerçeğe, o gerçeği, o insanı, insanları yaşayarak varır. Bence not almak, çizgi çizmek, saptamak hava. Bana öyle geliyor ki notlar, çizgiler, sözler gerçeğe varmak için tuzaktır. İnsan onlara güvenip yaşamayı unutur. Yaşamayı önemsemez. Yazıcı olduğunu, salt onların yaşamına yazıcı olarak katıldığını unutamaz. Unutmazsa da işte o zaman hapı yutar. Yaratması engellenir, kısıtlanır. Ne kadar röportaj yapmışsam, onu sonuna kadar yaşadım diyebilirim. Konumu, insanlarımı gereğince yaşamamışsam röportajlarım da olmadı. Uydurma oldu. Ya da ben öyle sandım. Nasıl roman yazmışsam, hangi biçimle, hangi davranışla, öyle röportaj yaptım.
 

Ara Güler fotoğraflarıyla 12 röportaj

Röportaj Yazarlığında 60 Yıl adlı özel baskı kitapta Yaşar Kemal'in on iki röportajı var: 'Diyarbakır', 'Kaçakçılar Arasında 25 Gün', 'Hasankale Yerle Bir', 'Görülmemiş Lüfer Akını', 'Sait Faikle Görüşme', 'Mağara İnsanları, Sahaflar Çarşısı', 'Füreyanın Çini Cenneti', 'Yanan Ormanlarda Elli Gün', 'Peri Bacaları', 'Neden Geliyorlar?' ve 'Bir Bulut Kaynıyor.' Kitabın en önemli özelliği Kemal'in 1952'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 'Hasankale Yerle Bir' adlı röportajının yıllar sonra tekrar okurla buluşması ve kitaptaki röportajlara Ara Güler'in çoğu ilk kez ortaya çıkan siyah beyaz Yaşar Kemal fotoğraflarının eşlik etmesi.

Röportaj Yazarlığında 60 Yıl sayesinde yıllar sonra gün ışığına çıkan 'Hasankale Yerle Bir' başlıklı röportaj, 1952'deki Erzurum depremi sonrasında yaşananları Yaşar Kemal'in gözünden aktarıyor. Röportajda 'Zelzele bölgesinden korkunç ve inanılmaz hikâyeler' başlıklı bölümde durumun vahametine Kemal'in dili ve duyarlılığı da ekleniyor: 'Bir soğuk, bir soğuk, hani havada kuşlar donup kalıyor derler ya, işte, öylesine öldürücü soğuk... Geldim geleli titriyorum. Öyle geliyor ki insana, güneş bile donmuş. Zelzele köylerinden birinde not alırken, ellerim donuverdi ve kalem yere düştü. Bu soğuk altında, çadır içinde insanlar... Tanrının kahrı diye, işte tam buna derler.'

Röportaj Yazarlığında 60 Yıl/ Yaşar Kemal/ Yapı Kredi Yayınları/ 308 s.

12 Mayıs 2011 
''Röportaj Yazarlığında 60 Yıl''

Türkiye'de modern röportaj yazarlığının öncülerinden biri olarak kabul edilen edebiyatın usta ismi Yaşar Kemal'in ''Röportaj Yazarlığında 60 Yıl'' adlı özel baskı kitabıyla okuyucuyu selamlıyor.

AAAnkara- Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitap, ilk röportajı 17 Mayıs 1951'de yayımlanan yazarın 60 yıllık röportaj serüveninden bir seçki sunuyor. Kitaba, çoğu Ara Güler tarafından ilk defa gün ışığına çıkarılan 26 siyah-beyaz Yaşar Kemal fotoğrafı eşlik ediyor.

Yaşar Kemal'in Anadolu'yu 12 yıl adım adım dolaşarak yazdığı ve yayımlandığı dönemde büyük ilgi çeken röportajlarından 12'sine yer verilen kitap röportaj yazarlığı türünün meraklıları için de bir ders kitabı niteliğinde.

''Diyarbakır, Kaçakçılar Arasında 25 Gün, Hasankale Yerle Bir, Görülmemiş Lüfer Akını, Sait Faikle Görüşme, Mağara İnsanları, Sahaflar Çarşısı, Füreyanın Çini Cenneti, Yanan Ormanlarda Elli Gün, Peri Bacaları, Neden Geliyorlar? ve Bir Bulut Kaynıyor'' röportajlarının yayımlandığı kitapta ayrıca Yaşar Kemal'in 1975 yılında Milliyet Sanat dergisinin röportaj soruşturmasına verdiği yanıtlar da yer alıyor. Kitabın giriş kısmında ''Röportaj Üstüne'' başlığıyla verilen bu bölümde, Yaşar Kemal, ''Röportaj bir edebiyat dalı mıdır?'' sorusunu şöyle yanıtlıyor:

''Röportaj bir edebiyat sayılabilir mi? Bu soruyla çok karşılaştım. Röportajı bir edebiyat dalı saymak ne, röportaj bal gibi edebiyattır. Onu haberden ayıran nitelik onun edebiyat gücüdür. Haber bir yaratma değildir, bir taşımadır. Röportaj bir yaratmadır. Gerçeğe, gerçeğin, yaşamın özüne yaratılmadan varılamaz. Yaratmadan hiç kimse hiçbir şekilde gerçeği yakalayamaz, yakalarsa da karşısındakine anlatamaz. Haber gerçek değil mi, bence haber gerçeğin simgesidir. Haberin arkasında neler var, neler dönüyor, ne yaşamlar, dramlar, sevinçler var, haber bunu bize veremez. Röportaj haberin varamadığı yere varandır, nasıl, yaratarak, gerçeği değiştirerek değil, yaratarak.''


''Hasankale yerle bir"

Kemal'in 1952 yılında Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan ''Hasankale Yerle Bir'' adlı röportajı da yıllar sonra yeniden okurun karşısınıa çıkıyor. O yıl, Aşık Veysel'i Sivas'taki köyünde ziyaret eden usta edebiyatçı, İstanbul'a dönme hazırlığındayken Erzurum'un Pasinler ilçesinde meydana gelen ve büyük bir yıkıma yol açan depremi öğrenerek o bölgeye yol alır. Deprem bölgesine ilişkin haberler oraya ulaşan ilk gazeteci olan Yaşar Kemal aracılığıyla Türkiye'ye duyurulur. Evlerin büyük bölümünün yıkıldığı, insanların eksi 30 derecede çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği bölgenin içler acısı durumu Yaşar Kemal tarafından tüm çıplaklığıyla okurlara aktarılır. Kemal, bölgede yaklaşık bir ay kalır ve röportajlarını telefon aracılığıyla yazdırır. ''Hasankale Yerle Bir Röportajı''ndan bir bölüm şöyle:

''... Geldim geleli titriyorum. Öyle geliyor ki insana, güneş bile donmuş. Zelzele köylerinden birinde not alırken, ellerim donuverdi ve kalem yere düştü. Bu soğuk altında, çadır içinde insanlar... Tanrının kahrı diye, işte tam buna derler. Çadırları, yıkılmış evlerin aralarına yapmışlar. Dışarıdan bakınca, mahruti beyaz çadırlar bir acayip görünüyor. Çadıra benzer yerleri kalmamış. Çadırların üstüne ot, keçe, çul ne bulmuşlarsa yığmışlar... Yığmışlar ama gene de üşüyorlar...

Kurnuç, Serçe boğazı, Sins, Kalyolaz köyleri dümdüz, yerle bir... Yıkılmış evleri bir bir dolaşıyorum. Kocaman, bir insan kalınlığında, topraktan fırlamış kalaslar... Damların üstündeki toprak, tam bir metre kalınlığında. Ve bu topraklar donmuş. Öylesine donmuş ki... İki adam çalıştı çalıştı da kazma ile bu toprağı parçalayamadı.

Evlerin tümünün harcı topraktan duvarlar un gibi dağılıvermiş... Sokak aralarında şişmiş, çoğu yüzülmüş, bazısı da yüzülmemiş hayvan leşleri... Köylere girer girmez gözlere ilk çarpan şey kar üstüne yayılmış kırmızı kan oluyor. Ak kar ve kırmızı kan...

Kurnuç köyünde bir tek küçük köpek gördüm. Rahatça kar üstüne yatmış ve önündeki manda leşine dişlerini geçirmiş, öylecene duruyor, yemiyor, kımıldamıyor bile...
İnsanların gözleri toprakta. O kadar insanla konuştum da hiçbiri dönüp başka yana, bana bakmadı. Hepsinin başları toprakta ve sapsarı kesilmişler. Dinliyorlar, bekliyorlar yeni sarsıntıları...''


''Sait Faik'le görüşme"

Yaşar Kemal'in 1953 yılında Türk Edebiyatının en önemli isimlerinden Sait Faik'le yaptığı bir görüşme de kitaptaki röportajlardan biri. ''Sait Faik'le görüşme'' adıyla verilen röportajda Kemal, ''hikayeci Sait Faik''in dünyaca ün almış Mark Twain derneğinin fahri üyeliğini aldığını duyunca, onunla konuşmak üzere yola çıkar. Sait Faik'i, ''Akşamüstleri Tünel'den Taksim'e doğru sol kaldırımdan yürürseniz, gözünüze dalgın, siyah gözlüklü, yüzü kederli ama müthiş kederli, pantolonu ütüsüz, ağarmış saçları kabarmış bir adam çarpar'' sözleriyle tanımlayan Yaşar Kemal, tam da bu yol üzerinde Faik'e ulaşır.

Hikayeciye, aldığı fahri üyelik için ne düşündüğünü soran Yaşar Kemal, ondan ''Bana, Mark Twain Cemiyeti fahri üyeliği verildi, dünya edebiyatına ettiğim hizmetten ötürü.

Birçokları gibi ben de şaşırdım. Dünya edebiyatına hizmet filan etmediğimi söylemeye ne hacet. Bu, üyelik verilebilmesi için uydurulmuş nazik bir sebeptir sanırım'' yanıtını alır.


''Nasıl roman yazmışsam öyle röportaj yaptım"

Kitabın ''Röportaj Üzerine'' bölümünde, gazetelerin ne kadar diretirlerse diretsinler, ayakta kalmak ve okuyucuya insanca varmak için, televizyon, radyo, sinema furyasında, röportaja başvurmak zorunda kalacağının altını çizen Kemal, ''Nasıl roman yazmışsam, hangi biçimle, hangi davranışla, öyle röportaj yaptım'' diyerek röportaj tekniğini ve ona verdiği önemi de ortaya koyuyor.
 

7 Mayıs 2011 
 
 

37
0
0
Yorum Yaz