Karikatür ve Mizah Dünyası
18/9/2008 · Kategori: Koseyazisi
Karikatür ve Mizah Dünyası • 25/10/2007 - rıfat ılgaz sempozyumu BİR 'ADAM' YARATMAK (*) Rıfat Ilgaz Burhan Solukçu Bazı kaynaklar Türk Aydınlanması'nın miladını Tanzimat'la başlatsa da, bu kavramın ülkemizde ete, kemiğe bürünmesi Cumhuriyet Devrimi ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet, kendi modernleşme süreciyle birlikte her alanda yetiştirdiği değerleri ile yeni Türk insanının da oluşumunu sağlamıştır. Şair, yazar, eğitimci ve aydınlanma neferi Rıfat Ilgaz sözcüğün tam anlamıyla toplumun öğretmeni, Cumhuriyet aydınlanmasının yılmaz savaşçılarından biriydi. Yazdıkları, yaptıkları ve yaşadıklarıyla topluma bir deniz feneri gibi yol gösterdi; salt kültür-sanat dünyasına kazandırdığı o eşsiz ürünleriyle değil, çevresine saçtığı ışıkla, kendisi gibi toplumcu sanatçıların yeşermesine de olanak sağladı. Bu özelliğiyle de çocukların, gençlerin olduğu kadar, yetişkinlerin de 'hoca'sı oldu. Ben bu çalışmamda Rıfat Ilgaz'ın karikatürcü Burhan Solukçu'nun çizerlik serüvenine başlayışı ve Solukçu'nun yaşamının sonuna değin Rıfat Hoca'nın ona nasıl destek olduğu üzerinde duracağım. Dahası topluma, insanlığa yararlı bir 'adam' yaratılması konusunda ortaya koyduğu çabaları somut bir örnekle yansıtmaya çalışacağım. Bu çalışma, öğretmenliğin okulla sınırlı bir meslek olmadığının, toplumun ve her yaştan, her kesimden bireylerin aydınlanmasında nasıl bir işlevi olabileceğinin de açık bir göstergesi olacaktır. Türk karikatür dünyasında '50 Kuşağı' olarak anılan çizerler arasında adı anılan Burhan Solukçu, çizgi dünyasına Rıfat Ilgaz'ın özendirmesi ve katkısıyla girer. Rıfat Ilgaz ile Burhan Solukçu'nun tanışıklığı 1952 yılında başlar. Aynı hastalıktan mustarip iki hemşehrinin bir sanatoryum odasında başlayan dostluklarının başlayışını ve tanışma anını Rıfat Ilgaz'ın Solukçu'nun ölümünden sonra yayımladığı yazıdan okuyalım: "Bizim Koğuş (Pijamalılar) adlı kitabımın konusunun geçtiği bir verem hastanesi vardı Yedikule'de. Bu hastanenin üçüncü pavyonunda 28 kişilik büyük bir koğuş vardı. Birgün bu koğuşa bir kucak kemik getirip bırakıverdiler. Zonguldak' tan maden ocaklarından geliyordu. Eline üç beş kuruş verilerek ocaktan uzaklaştırılmıştı. Kendi kaderine terkedilmiş, son kuruşu da iyileşmesi için harcadıktan sonra benim gibi çürük insan deposuna bırakılıvermişti. Birkaç gün sonra bu kemik yığınının yatağın içinde kıpırdayıp bir şeyler yazmaya çalıştığını gördüm. Zonguldak'taki eşine mektup yazıyordu. Elinden alıp postaya attırdım. Belki de aldığı antibiyotiklerden olacak kulakları ağır işitiyordu. Halsizlikten zor konuştuğu için de her sabah işaretle hal hatır sormaya başlamıştık." Solukçu beş kuruş tazminatsız olarak işten çıkarıldığı Zonguldak'taki maden ocaklarından, işte böyle posası çıkmış bir şekilde ayrılmıştı. Evliydi, ailesi Zonguldak'ta, kendisi Yedikule sanatoryumundaydı. Rıfat Ilgaz birkaç gün boyunca yanında cansız, hareketsiz yatan bu genç adamı izledikten sonra, ondaki cevheri fark etmişti. Tanışıklığın devamını aynı yazıdan, yine Rıfat Ilgaz'dan okuyoruz. "Yattığı yerde hiç boş durmak istemiyordu. Gazetelerimi alıp okuyor, dergilerimi karıştırıyordu. Birgün yanındaki arkadaşının kare kare çizip resmini büyüttüğünü görünce, resme yatkın olduğunu anlamıştım. Marko Paşa havasından henüz sıyrılamadığımız için, bir dergi çıkarırsam yazılarımı resimleyebilir mi diye düşündüm. Maden ocaklarını çok iyi bildiğine dayanarak: - Bir madenci resmi çizebilir misin, dedim. Belki de ilk kez böyle bir istekle karşılaşıyordu. - Bilmem ki... dedi. - Hani.. öyle tam resim gibi olmasın da... kroki gibi... biraz da karikatür gibi... Çok konuşmaktan hoşlanmazdı. Elindeki kara kalemle tasıyla, feneriyle kendisi gibi cılız bir madenci çiziverdi hemen. Tas bir yana kaymıştı, pantalonu bir yana... Kıçında da kocaman bir yama vardı. - Sende iş var Burhan, dedim. Sen karikatür çizeceksin." Bu yüreklendirme ile Solukçu yıllardır sürdürdüğü karakalem portre çizerliğinden karikatüre yöneldi. Rıfat Ilgaz, yayın dünyasındaki ilişkileri ile onun çeşitli gazete ve reklam ajanslarında çalışması için yardımcı oldu. Maden ocaklarındaki zorlu iş koşullarından sonra, Solukçu, hem ciğerlerini dinlendirebileceği hem de sanatını yapabileceği bir iş sahibi olmuştu. Bir süre reklam ajanslarında ve gazetelerde ressamlık, vinyet çizerliği yaptıktan sonra 1956'da Dolmuş dergisinde ilk karikatürünü yayımladı. Dolmuş dergisi İlhan-Turhan Selçuk kardeşler tarafından çıkarılmakta ve dönemin kalburüstü tüm yazar, çizerleri bu dergide çalışmaktaydı. O günlerin sakıncalı kişilerinden olan Rıfat Ilgaz da bu dergide "Stepne" takma adıyla mizah yazıları yazıyordu. İlhan Selçuk'un önerisiyle ortaya çıkan "Hababam Sınıfı" da ilk kez bu dergide tefrikalar halinde yayımlanmaya başlamıştı. Dolmuş dergisi Solukçu için müthiş bir ortamdı; her yönüyle onun için bir okul olmuştu. Derginin son günlerine kadar orada çizdi; bu arada Zübük, Akbaba, Amcabey gibi dergilerde de çizgileri görülmeye başladı. İlk kez 60'lı yılların başında çizmeye başladığı Akbaba'daki karikatürlerini 1974 yılına kadar sürdürdü. 1965'te kadrolu olarak çalışmaya başladığı ve 1973'te emekli olduğu Pardon adlı dergide ise usta çizer olarak çalıştı. Karikatür dünyasında görülmeye başladığı ilk yıllardan itibaren çizgisini ustalaştırdı ve sağlam, tutarlı dünya görüşüyle vazgeçilmez bir yer edindi. Ancak sağlık sorunları hiç ara vermeden sürüyordu. Genellikle evde çalışıyor, dergilere karikatürlerini kızı ya da oğluyla gönderiyordu. Karikatürlerden "parça başı" olarak kazandığı parayla da evini geçindiriyordu. Bu zaman süresince de Rıfat Ilgaz ile sürekli bir aradaydılar. Ya aynı dergide çalışıyorlar ya da başka gerekçelerle bir arada oluyorlardı. Rıfat Ilgaz anlatıyor: "Her rastlaşmada sorardım kuşkuyla sağlığını: - Nasıl olursam olayım Hocam, derdi Solukçu, ölemem artık, üzerime öyle bir görev yükledin ki benim!" Bu sözler, Rıfat Ilgaz'ın, Solukçu'nun yalnızca bir iş ya da meslek edinmesine yardımcı olduğunu değil, bu dünyada olan biten her şeyden sorumlu bir aydın olarak önemli bir dava edindiğini de göstermektedir. Burhan Solukçu, yaşamda gördüğü haksızlıkları, yanlışları sorgulamak, eleştirmek için karikatürün ve mizahın gücünü kullandı. Güçsüz, zayıf yanlarını onunla donattı; hastalığı ve umarsızlığı nedeniyle hayata soğuduğu günlerde karikatür sayesinde yaşama yeniden dört elle sarıldı. Gerçekten de, Solukçu, karikatür dünyası içinde yer aldığı yirmi yılı aşkın süre boyunca çizdiği her karikatürüyle aydın namusu üzerine güçlü mesajlar vermiştir. Karikatürleri yakın mercek incelendiğinde görülecektir ki, içinde olduğu toplumsal katmanların sorunlarına duyarlılığı, hep emekten ve emekçiden yana tavrı, sağlam dünya görüşü ve ilkeli sanatçı duruşu onun en belirgin yanlarını oluşturmaktadır. Dostluğun İkinci Perdesi: Mektuplar Rıfat Ilgaz 1974'te emekli olup da Cide'ye yerleşince bu dostluk mektuplarda devam etmeye başladı. Elimizde Rıfat Ilgaz'ın 1976-1978 yılları arasında Solukçu'ya yazdığı mektuplar var. Bu mektuplar daha önce hiçbir yerde yayımlanmadı, ilk kez bu çalışmayla günyüzüne çıkıyor. 17 Aralık 1976'da Cide'den yazdığı mektupta şöyle diyor: "(…) Turhan Selçuk'u telaşlandırıp eve getirecek kadar hastaysan dostların dostluklarını kontrol etme gerekçesine bağlıyorum davranışını!.. Bana verdiğin sözde duracağında hiç kuşkum olmadığı için söylüyorum, durumunda olağanüstü bir şey olmadığını. Bu hususta hem o kadar aceleye gerek yok!.. Bak, ben altmış altılarda bile oyun bittiği halde acele etmiyorum, şu son oyunun sonunu görmeden gideceklerden değilim. Biliyorum ki, oyunların sonu gelmeyecektir. Selçuk kardeşlerle [ İlhan-Turhan Selçuk] dostluğunun sürdüğüne ayrıca sevindim. Sağlam kardeşlerdir onlar. Birçok şeyler gelip geçici... Dostluklar kalıyor. Sevgiyse törensiz, yürekte süzülüp kalanlardan başkası değil. Deneylerden geçmeyen ilişkiler sevgi olmuyor kolay kolay. (…)" Şu kısacık satırlarda ne çok şey söylüyor büyük usta. Yaşam sevincini, dostlukları, sevginin değerini oldukça yalın, ama şiirsel bir dil ile ortaya koyuyor. Bunu yaparken de öğretmen edasını hiç yitirmiyor. 5 Ekim 1977'de yine Cide'den yazdığı mektupta bu kez İstanbul'a gelip de, görmeden döndüğü dostunun gönlünü alıyor. Ama nice dersler vererek: "(…) Son aylarım çok inişli yokuşlu, çok karman karış geçti. Düşün bir kez, seni bile unuttum. İstanbul'a geldim de seni bile göremedim. Bilmem bağışlar mısın beni? Sen namuslu veremlisin! Sık dişini, ben veremliler raconunu senden çok daha iyi bilen kaşarlanmış veremli Rıfat Ilgaz'ı bağışlama! Biz suçluysak... yasalara göre bile olsa, yani egemen sınıf yasalarına... Boynumuz kıldan incedir, boyun eğeriz... Eğdik de... Suçumuzun ceremesini ödeyelim, kelle de olsa gidecek olan. İşin hem şakası, hem "ciddi"si bu... Suçla beni! Durum böyleyken bir de kalkıyor, kendinde suç arıyorsun!.. Suç ha sende olmuş, ha bende... "Faili meçhul" olmayan suçlarda birbirimizi suçlamaya değmez... İşte geldik gidiyoruz. Ha bir gün önce, ha bir gün sonra... Ne var ki, gelmişken yaşamanın tadını çıkaracağız. Yatakta da olsak... Kenefe ayağımızı sürüye sürüye gitsek de... Yaşamanın çok güzel olduğunu usta sanatçılar bizden çoook önce bulup çıkarmışlar. Gerçekten öyle... Yaşamak öylesine güzel ki... Hele insan gibi yaşamak. Uğrunda ölmeye değer. Bir soluk, bir soluk daha vereceksin. Bu direniş, kaleyi tuttuğun siperi bir saniye sonra... bir saat, bir gün bir yıl sonra teslim edebilmek için... Bir yıl, beş yıl, on yıl... Benimki on yılları, yirmi yılları da geçti. Demek, oluyormuş... Demek, birçok şeyler insanın elindeymiş. 50'lerden beri bunun sınavını birlikte veriyoruz. Başarmadık mı? Bir de yaşamına büyük bir sanatçılık katmasını bildin, fazladan... Bunu algılaman, bilinçli bir sanatçı olarak, birgün hani 'işte bu yüzden ölemiyorum' demiştin! İşte bu yüzden bir soluk daha yaşamaya bak!.. Zorla kendini, yaşamanın coşkusu, yaşayabilmenin sevincini hala göstermeye değer...(…) Son sözüm, direnebildiğin kadar diren!.. Siperinde sıkı dur!.. Çocuklarımıza bu yönümüzle de örnek olalım.(…)" Yaşamı boyunca hastalıklardan olduğu kadar, gözaltılardan, hapislerden, sürgünlerden de çeken Rıfat Ilgaz yaşama sevincini yetmişine yanaştığı o günlerde de yitirmiyor. Üstelik büyük şair Nazım Hikmet'in 'Yaşamaya Dair' adlı şiirinde belirttiği gibi, 'bütün işin gücün yaşamak olacak' diyor. Ve yaşama sevincini kendinden daha genç dostuyla bu satırlarla paylaşıyor. İşte, 'Rıfat Ilgaz Aydınlığı' budur. Burhan Solukçu, ustasının bu sözlerini hiç yabana atmadı. Son nefesini verinceye dek en büyük kaygısı yaşamak oldu. Ailesi için, dostları için, insanlık için… Üzerinde tarih bulunmayan, ancak 1977 sonları ya da 1978 başlarında yazıldığını düşündüğüm bu mektupta ise, yıllarca uğradığı zulme, çektiği eziyetlere karşın dimdik duran ve kader dostunu da bu kavgaya davet eden bir insan görüyoruz. Kavganın adı yine yaşam! "(…) Biz nereye gidersek gidelim, sorunlarımızı da birlikte taşıyoruz. Elimize bavul almasak bile bir de bakmışız ki dünyanın yükünü omuzlayıp getirmişiz. Ama gene de derde tasaya bir bağışıklığı oluşmuş, fazla bir zararı dokunmuyor. Dertle tasayla kavrulmuşuz, Sivas leblebisi gibi. Yaşamda en büyük başarımız da bu! Her şeye karşın gene de yaşayabilmek! Her günümüz bu sömürü düzeninden dişlerimizle söküp aldığımız bir avans! Avansı koparınca da borca gitmemek için gene de yaşamamız gerekiyor. Yoksa bizi çoktan kazandan düşürdüler! Geçtiğimiz büyük kanamaları düşündükçe şaşkalıyoruz, değil mi?(…) (…) Ağızdan dolma sosyalist olmaktansa, sendikalı işçi olsun daha iyi! Neyse, bunlar uzun tartışma konusu! Şimdi kitap o kadar bol ki, kim yeni bir kitap okusa, başka bir tip sosyalist olup çıkıyor karşımıza. Her kitap bizleri, daha doğrusu emekçileri birbirine birleştirecek yerde, birbirlerinden uzaklaştırıyor nedense toplumumuzda. Yanlışlıkla yeni çıkan kitaplardan birini okumadın mı devrimciliğinin bir yanını eksik sayıyorlar gençlerimiz. Bilmiyorlar ki, okumadıkları öyle çok kitap var ki... Kitap kadar önemli daha çok şey var, iyi bir devrimci olabilmek için. Bugünlerde daha iyi anlıyoruz devrimcinin sağlam olması gereken yanlarını. Ama gene de devrimci arkadaşımız, -oğlumuz- okumayı bırakmasın! Sanatçı yanı da varsa, geliştirmeyi ihmal etmesin! Neyimiz varsa süreceğiz sonucu görmek için. Sermaye dünyanın hiçbir yanında bu kadar zavallı duruma düşmemiştir bugüne kadar. (…)" Burhan Solukçu, 26 Mart 1978'e kadar direndi ve otuz yıl boyunca boğuştuğu vereme yenik düştü. Onun ölüm haberini oğlu Turhan, Rıfat Amca'sına bir mektupla bildirmişti. Rıfat Ilgaz, bu kez Turhan Solukçu'ya 10 Nisan 1978'de yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Bu soyadıyla sana seslenirken, babanı dipdiri, umutlu, inançlı olarak -yani her zaman olduğu gibi- karşımda görüyorum. Sizler yaşarken -ölüp ölüp yaşarken- biz ölüm terimini çoktan unuttuk. Ama şunu da açıklamalıyım, babanı ilk tanıyan sanatçı olarak, o şiirimde belirttiğim yalan yanlış da olsa dilinden düşürmediği dizelerimdeki gibi de ölmedi. Savaşa savaşa öldü, halkın sanatçısı olarak öldü. İkinci büyük başarısı da sizleri kendisi gibi yetiştirmek oldu. (…)" Rıfat Ilgaz, salt çizgisiyle değil, insanı ve insanlığı ilgilendiren her konuda aldığı tavırla 'halkın sanatçısı' olan Burhan Solukçu'nun yaşamında içi doğruluk, gerçeklik ve güzelliklerle dolu kocaman bir yaşam parantezidir. Solukçu'nun genç yaşlarda yaşamına açılan bu parantez, hiçbir zaman kapanmamış, ışığıyla, sıcaklığıyla bizlerin de önünde dimdik durmaktadır. Bu çalışmayı Burhan Solukçu'nun dilinden hiç düşürmediği Rıfat Ilgaz dizeleriyle bitirmek istiyorum, konuşmamın başından beri anlatılanların da bir özeti olacağını düşünerek: "Ölecek misin, ya bir meydanda öl, Ya da bir dağ başında kavgan için Böyle yatakta miskince ölme!" (*) Bu yazı 10-12 Mayıs 2006 tarihlerinde Kastamonu'da yapılan "Rıfat Ilgaz Sempozyumu"nda bildiri olarak sunulmuştur.
http://kursatcosgun.blogcu.com/4437447
--
Rıfat Ilgaz Filmografi
Karartma Geceleri (1990)
Yönetmen: Yusuf Kurcenli
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1990, Türkiye, 105 dk.
Oyuncular: Tarik Akan, Bulent Bilgic, Nurseli Idiz
Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1981, Türkiye, 78 dk.
Oyuncular: İlyas Salman, Adile Naşit, Mehmet Ali Erbil, Ayşen Gruda, Şevket Altuğ, Yaprak Özdemiroğlu, Savaş Dinçel, Fulya Özcan, Hüseyin Kutman, Osman Cavcı, Özden Özgürdal
Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor (1978)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Kartal Tibet
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Yapım: 1978, Türkiye, 85 dk.
Oyuncular: Münir Özkul, Şener Şen, Adile Naşit, Sevket Altuğ, Ahmet Arıman, İlyas Salman, Muharrem Gürses, Aciz Cem Gürdap, Perran Kutman, Sevda Aktolga
Hababam Sınıfı Tatilde (1977)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1977, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Feridun Şavlı, Adile Naşit, Şener Şen, Ahmet Arıman, Ergin Orbey, Filiz Bozkurt, Sevda Aktolga, Sevtap Erdemli, Ayşen Gruda
Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1976, Türkiye, 78 dk.
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Şener Şen, Adile Naşit, Muharrem Gürses, Ergin Orbey, Ahmet Sezerel, Şevket Altuğ
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap)
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1975, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan, Şener Şen, Adile Naşit, Feridun Şavlı, Ergin Orbey, Muharrem Gürses, Semra Özdamar
Hababam Sınıfı (1974)
Tür: Komedi/Dram
Yönetmen: Ertem Eğilmez
Senaryo: Rıfat Ilgaz (Kitap), Umur Bugay
Müzik: Melih Kibar
Yapım: 1975, Türkiye
Oyuncular: Münir Özkul, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan, Şener Şen, Adile Naşit, Feridun Şavlı, Ergin Orbey, Muharrem Gürses, Semra Özdamar, Ayşen Gruda, Cem Gürdap, Akil Öztuna
Oyunlar |
• Hababam Sınıfı Uyanıyor |
Rıfat Ilgaz Sempozyumu
Tür: Makale
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayınevi: Çınar Yayınları
Yeni çıkan : Evet
Rıfat Ilgaz, 1940'lardan başlayıp aramızdan ayrıldığı 1993 Temmuzuna kadar laik ve etik duruşunu değiştirmemiş; dil, eğitim ve kültürün yozlaşmasına yaşamı ve yapıtlarıyla karşı çıkmıştır. Toplumcu, özgürlükçü, yurtsever savaşımcılığını Anadolu'nun binlerce yıllık kültür kaynağından beslenerek gerçekleştirmiştir. Kültürsüzleştirme konusundaki iç ve dış saldırıların doruğa ulaştığı günümüz Türkiye'sinde, sanatçı, aydın kişiliği ve sorumluluk bilinciyle bizlere güç vermektedir.
1980'lerden başlayarak 1990'larda yaygınlaşan yeni dünya düzeni, 2000'lerin başında kötü meyvelerini vermeye başlamıştır. Bu saldırılar, ülkemizin ekonomik, toplumsal, siyasal ve sanatsal yapısını bozduğu gibi, laik çağdaş bireyi, ulus devleti ve bağımsızlığı yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için de, Türkçemizi bozmaya, geleneksel değerlerimizi yozlaştırmaya yönelik girişimler, her geçen gün giderek yoğunlaşmaktadır. Bu çok yönlü olumsuz gelişmelerin somut örnekleri günümüz edebiyatında, kültüründe ve toplum yaşamında açıkça görülmektedir.
Bütün bu olumsuzluklara edebiyat ve kültür bağlamında karşı çıkmak üzere; Rıfat Ilgaz'ı var eden ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda Anadolu'nun atardamarı olma işlevini üstlenen Kastamonu ilindeki Kastamonu Meslek Yüksekokulu eşgüdümünde 10-11-12 Mayıs 2006 günlerinde Rıfat Ilgaz Sempozyumu gerçekleştirilmiştir.
Etkinliğe bilim ve sanat insanları, yirmi iki ana başlık altında son derece nitelikli doksan altı bildiriyle katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca sempozyumdaki oturumlara öğrencilerin ve halkın da katılımı yüksek olmuştur.
Bu kültürel girişimden alınan güçle; ülkemizin toplumsal ve kültürel yaşamına yeni atılımlarla katkı sunulması ve süreklilik kazandırılması gerektiği ortak sonucu çıkarılmıştır.
RIFAT ILGAZ SEMPOZYUMU
YÜRÜTME KURULU
Daha Fazla Bilgi
ISBN: 978-975-348-215-8
Basım tarihi: 2007 Ekim
Rıfat Ilgaz
Firma: Çınar Yayınları
Kitaplar: 51
Rıfat llgaz, 1940'ların toplumcu-gerçekçi şairleri arasında başta gelenlerindendir.
1911 yılında Cide'de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27.07.1927'de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz (Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü nedeniyle ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi'nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu. Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938'de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939'da İstanbul Karagümrük Ortaokulunda Türkçe Öğretmenliğine başlayan llgaz'ın, yazı ve şiirleri büyük dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940'da Gığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi. Haşan Tanrıkut, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel'le tanıştı. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942'de Yürüyüş dergisini çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A. Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943'de ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944'de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. Pertev Naili Boratav "Sınıf" için:
"Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat llgaz'ın kitabını oku-yup anlamlarını dilemekten başka yapılacak birşey yoktur" diye yazdı.
1945'de Gün dergisi çıktı. llgaz bu dergide sekreterdi. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin'in Cumartesi dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946'da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın dergisini Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar.
Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat'a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanaturyumunda yattı. Şubat 1947'de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz'un çıkardığı Markopaşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Markopaşa gibi dergilerin de sık sık adı değişiyordu.
1950'li yıllarda llgaz gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan, gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler. 1952-1960'daTan gazetesinde dizgici-düzeltmen ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan Selçuk ve İlhan Selçuk'un çıkardığı Dolmuş dergisinde "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalılar (Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul'da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı'nı da, isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953'de Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.
1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ye şiir yayınlayabilme olanağına kavuşan Rıfat llgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organların-da ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf yayınlarını kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970'de Basım Şeref Kartını aldı.
1974'de emekli oldu. Doğum yeri olan Cide'ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul'da, oğlu Aydın llgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşamaya başladı. Bu olaylar "Kırkyıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır.
Onu hepimiz Hababam Sınıfı'nın yazarı olarak bildik. Altmış yayınlanmış kitabı olmasına karşın onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği önerir.
Yıllarca kendisini bizden uzaklaştırmaya çalışan yönetimlerden sonra, demokrasi yolunda ülkemizdeki gelişmeler Rıfat IIgaz adını yeniden yücelttiyse de, Sivas olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.
*******************************
RIFAT ILGAZ
YAŞAMI VE YAPITLARI
Rıfat Ilgaz, annesi Fatma Hanım ve babası Hüseyin Vehbi Bey'in yedinci çocuğu olarak Cide'de doğdu. Doğum tarihi, nüfus kaydında 24 Nisan 1327 (7 Mayıs 1911) olarak geçse de, kendisi, annesinin sözlerine dayanarak 1910 Şubat'ında, bir salı günü doğduğu sonucuna ulaşmaktadır.
"Annemden duyduğuma göre, 'derin kar'da dünyaya gelmişim. Derin kar, Karadeniz kıyılarına 1910'da yağmış. Kimi yerlerde evlerin saçaklarına kadar yü
0 yorum yazılmıştır

