13 12 2010

Papatyalıktan Kasımpatılığa

 

Arşiv

13/12/2010: CHP’den Ne İsteniyor? Ne Yapmalıdır?
13/12/2010: Basın çizerliğindeki 35. yılını Schneidertempel’deki “Artı35” se
13/12/2010: DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk WikiLeaks belgelerini yorum
13/12/2010: Papatyalıktan Kasımpatılığa
30/3/2010: "Sinema Dünyası"ndan Andrei Tarkovsky Filmleri İndir
1/1/2010: Kadınlar Tacizden Kaçamıyor
17/5/2009: KAPI KOMŞUMUZ BU KUŞLAR
15/2/2009: Arşiv 2006 AlsahBlog/UmudaYolculuk
1/11/2008: 70 binden fazla kitap
30/9/2008: Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor
30/9/2008: Nâzım’ın bilinmeyen tablosu!
28/9/2008: İran tarihi derslerle dolu / 3
18/9/2008: ''Dilim Çığlık, Islık Dili Olsaymış Keşke…'
18/9/2008: Karikatür ve Mizah Dünyası
20/8/2008: ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENE BAKIŞ AÇISI VE GÜNÜMÜZDE DURUM

2010
Aralık 2010
Mart 2010
Ocak 2010

2009
Mayıs 2009
Şubat 2009

2008
Kasım 2008
Eylül 2008
Ağustos 2008
Haziran 2008

2007
Ekim 2007
Eylül 2007
Temmuz 2007
Mart 2007
Şubat 2007

2006
Ekim 2006
Eylül 2006
Temmuz 2006
 

***********************************************************

Papatyalıktan Kasımpatılığa PDF Yazdır e-Posta
Mine Kırıkkanat tarafından yazıldı.   
Salı, 31 Ağustos 2010 15:28

Vatan gazetesinin 31 Ağustos tarihli basımında Mine Kırıkkanat'ın yazısı yayımlanmadı.Yazarın Odatv'den aldığımız ve gazetede yayımlamayan o yazısı:

Papatyalıktan kasımpatılığa

Türkiye’de “insan” tanımını hak eden insanların vicdanı, 30 lira gündelikle çalıştığı inşaat iskelesinden kuşkusuz iki gündür aç olduğu için başı dönüp düşerek ölen üniversite öğrencisi Ömer Çelik’e sızlarken...
Türkiye’de kimi babadan, kimi kocadan “zengin” tanımını hak eden bazı hanımlarımızın cüzdanı Pakistan’daki sel felaketi için sızladı ve bu cüzdanlardan Sayın Emine Erdoğan’ın düzenlediği iftar yemeğinde sel mağdurlarına milyonlarca lira sızdı.
Ve bendeniz, hiç bir davetlinin kursağından doyasıya geçemeyen, çünkü niyetli olmayan hanımların bile zaten 365 gün diyetli oldukları bu iftar yemeğini, yöresel papatyacılığın küresel kasımpatlamacılığı diye yorumladım.
Toplumsal vicdan çiçekçiliği, ülkemizde son yirmi yıldır dev adımlarla gelişen bir sektör. Eksik olmasın Semra Özal’ın ektiği papatyalar zamanla irileşti, semirdi, kuşkusuz GDO’lar sayesinde kasımpatına dönüştüler, Sayın Emine Erdoğan’ın vicdan bahçesinde açıyorlar, pat pat, pardon kat kat... Bir bakıyorsunuz Filistinli çocuklara ağlatıyor, bir bakıyorsunuz Pakistan’daki sel felaketine yardım damlatıyorlar.
Damlatıyorlar dedim, çünkü söz konusu iftarda toplanan 3,5 milyon lira, 100 bin Ömer’in inşaatçı gündeliği olmasına karşın o kasımpatı cüzdanları ağlatmaz, Pakistan’ı da çağlatmaz!
Pakistan, 180 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık altıncı ve Müslüman nüfusun en yoğun olduğu ikinci ülkesi. Son sel felaketinin mağdur sayısı, 20 milyon civarı.
Peki bizim kasımpatıların vicdanı, akıtmasa da nasıl bir ülkeye damlatıyor, bilmek ister misiniz?
Nüfusun %74’ünün günde iki dolardan az parayla geçindiği Pakistan nükleer bir güç, yani atom bombası var. 620 bin mevcutlu ordusu, ülkedeki verimli toprakların %12’sine sahip bir toprak ağalığının ta kendisi. Zaten Pakistan’daki toprak, sanayi ve ticaret mülkiyetinin üçte ikisi, üsteğmenden generale, emekli ve muvazzaf subaylara ait. Ordunun mali portesi, 10 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Ülkenin en zengin 100 kişisi, üst düzeyli subaylar ve toplam servetleri, 6 milyar dolar. Pakistan’ın üç büyük sanayi ve ticari kuruluşu, Fauji, Shaheen ve Bahria vakıfları ülkenin kara, hava ve deniz ordularının malı. Fauji vakfı, ordu mensuplarına resmi görevleri dışında “güvenlikçi” falan gibi ikinci iş sağlıyor, petrol depolaması ve dağıtımı yapıyor, fosfat fabrikaları çalıştırıyor. 1971’de kurulan “Army Welfare Trust”, ülkenin en büyük kredi kurumu“Askari Commercial Bank”ın, bir havayolları, bir turizm şirketi, bir de cins atların yetiştirildiği hara sahibi... Ülkenin en büyük şirketi National Logistic Cell ise Pakistan’ın bir numaralı kargo taşımacısı, yol, köprü, buğday deposu inşaatçısı ve bittabi bir numaralı buğday spekülatörü, ülkenin girişimci ruhu, yine Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin mülkiyeti.
Pakistan’da ekmek fırınları, subayların malı olup siviller tarafından işletiliyor. Ağır sanayinin üçte biri orduya, özel sektör hisselerinin %7’si de ordu mensuplarına ait. Bir tuğgeneralin Pakistan ordusundan emeklilik primi, 800 bin dolara eşdeğer 25 dönüm ekilebilir araziyle birlikte 1 milyon dolara eşdeğer gayrımenkulden oluşuyor!*
Benazir Butto, bu ülkeyi ve devleti ordusunun “yapıcı” gölgesinden kurtarmak istediği için askerce öldürüldü. ABD’nin Pakistan’a “Talibanla mücadele” karşılığı her yıl ödediği 1,5 milyar dolarlık yardım, üst düzeyli subayların cebine giriyor. Ve Pakistan hükümeti “Taliban’a karşı güçsüz düşmesin” diye ABD senatosunda oylanıp, ülkeye beş yıl içinde yapılacak 7,5 milyar dolarlık “sel felaketi” yardımı, tıpkı bizim kasımpatıların 3,5 milyon lirası gibi, bu ordunun bu subaylarının “izniyle” Pakistan’lı fukaralara yarayacak. Önce ordunun cebine yeterince “rüşvet” konulacak, geriye kalanla alınacak malzemeler de sel mağdurlarına, bu kez yardımseverlere cihat açan Taliban izin verdiği ölçüde dağıtılabilecek.
ABD’yi bilmem ama, bizim kasımpatıların TSK’dan esirgedikleri himmeti Pakistan Silahlı Kuvvetleri’ne göstermeleri dehşetli bir vicdan çiçeklenmesi olsa gerek.

*Bu bilgiler, Dr.Ayeşa Sıddıka’nın “Pakistan’s Military Economy” başlıklı belgesel kitabından alınmıştır.


*********************************

 

Silivri Üzerine Çeşitlemeler… PDF Yazdır e-Posta

 

silivri_cezaevi

Mevsimler doğada mıdır…

Yoksa insanın içinde mi?

Türkiye’ye sonbahar geldi…

Silivri ise sürekli olarak kışın dondurucu soğuğunu, yazın bunaltıcı sıcağını, sonbaharın hüznünü ve ilkbaharın umudunu yaşıyor!

Ey vicdan neredesin…

Nerede saklanıyorsun?

Kürsülerde mi…

Hücrelerde mi?

***

Zulüm, “Devlet benim” diyebilen zalimlerindir!

***

Cemaat sempatizanı…

İstihbarat görevlisi…

Sol terör örgütü yardakçısı…

Dünün kahramanı…

Bugünün haini…

Dünün zalimi…

Bugünün mazlumu…

Dünün soğukkanlı işkencecisi…

Bugünün kendini sorgulayan bilge yazarı…

Hepsi aynı kişi mi?

***

Ey siyaset neredesin?

Meclis’te mi…

Kürsüde mi…

Hücrede mi?

***

Av ve avcı…

Avlayanla, avlanan…

Aynı tuzakta…

Aynı kapana sıkışmış!

Düzenin kapanıdır bu…

Av ile avcıya…

Her an yer değiştirten düzenin!

***

Kürsüde çarmıha gerilmek…

Vicdanlarda çarmıha gerilmek!

Kürsüde aklanmak…

Vicdanlarda aklanmak!

Kürsüde olmak…

Hücrede olmak!

***

Vay o ülkenin haline ki…

Vicdan kürsülerin aydınlığından kaçar…

Hücrelerin karanlığına sığınır!

***

Adam olmak mı…

Piyon olmak mı…

İşte bütün sorun bu!

***

“İleri demokraside” tutuklu olmak…

Normal demokraside özgür olmak!

***

Binlerce insanı eğitmek…

Binlerce hayat kurtarmak…

Binlerce kez “Ben niçin tutukluyum” diye sormak!

***

İktidar:

Bitmeyen tükenmeyen hırs…

Bu hırs uğruna bitirilen, tüketilen yaşamlar…

Zulüm.

İktidardan geriye kalan…

Kan, gözyaşı ve lanet!

Ya sonra…

Ya en sonunda?

***

Para, ün, şan, şöhret hırsı…

Bu hırs uğruna satılan ruhlar…

Satılan kalemler…

Satılan vicdanlar!

Ya sonra…

En sonunda?

***

Umut…

O sihirli duygu…

İnsan yaşadıkça var olacaktır!

Demokrasi ve adalet umudu…

Daima!

***

İçerdeki ve dışardaki sevgili okurlarıma hayırlı pazarlar diliyorum…

Emre KONGAR


 

8
0
0
Yorum Yaz