17 05 2009

KAPI KOMŞUMUZ BU KUŞLAR

KAPI KOMŞUMUZ BU KUŞLAR kapı komşumuz bu kuşlar gözleri çimen yeşilikanatları güz kapı komşumuz bu kuşlar aşar gelir mevsimleri ihanetin hapsinde nicedir toprak renkli ağaçlarauçar ölümsüz kapı komşumuz bu kuşlar dilleri hüznün dilisardıkça karanlık güzellikleri özlemi çoğaltır sesinde söndürür yürekte kini kapı komşumuz bu kuşlar aydınlık sevgi tomurcuğu ateş altında gülücükdünü yağmur tufanı mavinin küskün yüzü ertelenmiş özgürlük kapı komşumuz bu kuşlar gözleri insan güzelidüşüp kalmış bir sokakta acıyı yaşam bellemiş bilmem ki ne demeli kapı komşumuz bu kuşlar yüreği gurbet dolu yasaklara çatılır kaşı köpürür deniz olurbitecek der bitmezgeçer gider kaygulu Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 62-63)... Devamı

15 02 2009

Arşiv 2006 AlsahBlog/UmudaYolculuk

• Arşiv20/7/2006: ŞİİR ÖLDÜ MÜ? / CANER KERİMOĞLU20/7/2006: PABLO NERUDA'NIN ŞİİRLERİ / http://geocities.com17/7/2006: FES'TEN ŞİRİNCE'YE / AYŞE EMEL MESCİ• 70 binden fazla kitap• Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor• Nâzım’ın bilinmeyen tablosu!• İran tarihi derslerle dolu / 3• ''Dilim Çığlık, Islık Dili Olsaymış Keşke…''Metin AYDIN• Karikatür ve Mizah Dünyası• ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENE BAKIŞ AÇISI VE GÜNÜMÜZDE DURUM• Yolu Bülent Ecevit'ten geçen anılar • “YEDİ İKLİM DÖRT MEVSİM- TÜRKİYE DESTANI” HAKKINDA ARİFE KALENDER İLE SÖYLEŞİ / KADİR İNCESU• Osmanlı Edebiyatı ve Kuramsal Yaklaşımlar Üzerine / Mehmet Kalpaklı • Bir Doğa Yazısı / Bekir Coşkun• Üç yolculu bir yol ve belirsizliğin belirgin hüznü : yolculuklar • Dursun Akçam Öykü Yarışması 2007• Attilâ İlhan Şiir Yarışması: İlk üçte altı isim var• Ümit Kaftancıoğlu Ödülleri Açıklandı• Ellinci yıl anısına Rıfat İlgaz'a mektup• Ninni • Seni Seviyorum• Ben Senden Önce Ölmek İsterim• Orhan Pamuk Nobel alırsa ne olur?• Nezihe Muhiddin Hanım• Tutkunluk• "'Bu lüferler AB'ye girer!'• Beslenme ve metabolizma• Türk'ün dumanla imtihanı2008Kasım 2008Eylül 2008Ağustos 2008Haziran 20082007Ekim 2007Eylül 2007Temmuz 2007Mart 2007Şubat 20072006Ekim 2006Eylül 2006Temmuz 2006... Devamı

01 11 2008

70 binden fazla kitap

70 binden fazla kitapSahip olduğu 70 bini aşkın kitapla Türkiye'nin en büyük kitap biriktiricisi olduğunu belirten Talat Öncü, "Her gün öğleden sonra kitap toplamak için kitapçıları gezerim. Bir iki kitap fazla alabilmek için öğle yemeği yemem, işportadan giyerim'' diyor.AA Ankara- Sahip olduğu 70 bini aşkın kitapla Türkiye'nin en büyük kitap biriktiricisi olduğunu belirten Talat Öncü, 16 yılda biriktirdiği kitaplarını, bir kütüphane kurup işletmesini üstlenecek kişi veya özel bir vakfa vermek istiyor.53 yaşındaki işçi emeklisi Talat Öncü, 1992 yılından bu yana kitap biriktirdiğini ancak sayı 3 bine ulaşınca eşinin, ''Ya kitapların, ya ben'' sözü üzerine ilk deposunu, 10 bin kitapta ikinci, 30 binde ise üçüncü deposunu aldığını belirtti.''Artık yeni bir depo değil, bunları kütüphanede biriktirmek istiyorum'' diyen Öncü, elinde 70 bini aşkın kitap, 46 bin nüsha dergi, 6 bin sinema afişi, 3 bin kartpostal, 300 harita, Osmanlı dönemi ve Anadolu Hükümeti pulları bulunduğunu, bunları, biri 100, ikisi 120 metrekarelik 3 depoda topladığını söyledi.Yer darlığı nedeniyle bunları tasnif edemediğini belirten Öncü, hayalinin 100 bin kitaplık, 3 katlı bir kütüphane olduğunu kaydetti.Öncü, şunları söyledi:''Birinci katında ödünç kitap verilebilecek 40 bin kitaplık bölüm, ikinci katında araştırmacıların yararlanabileceği 40 bin kitaplık özel bölüm olacak. Üçüncü katında ise el yazmaları, haritalar ve değerli eserlerin bulunduğu özel izinle girilebilecek ayrı bir bölüm bulunacak. Türkiye, okumayan bir ülke olmasına rağmen araştıran bir ülke. Birçok değerli araştırmacı var. Kaynak oluşturmuyorsanız, kütüphaneleriniz yeterli değilse 'gen&c... Devamı

30 09 2008

Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor

Yeşim Ustaoğlu filmini anlatıyor YAZDIR | YOLLA29/09/2008San Sebastian’da en iyi film seçilen ‘Pandora’nın Kutusu’nun yönetmeni Yeşim Ustaoğlu, alzheimer’lı annelerine bakmak durumunda kalan üç kardeşin hikâyesinde herkesin bir şekilde kendini bulacağını söylüyor. Ustaoğlu’na göre dünyanın neresinde olursa olsun modernizmin sancıları aynı KEREM AKÇAİSTANBUL - Yeşim Ustaoğlu, sinema dünyasının en eski ve saygın festivallerinden birinde İspanya’daki 56. San Sebastian Film Festivali’nde önemli başarı elde etti. Ustaoğlu’nun alzheimer’lı annelerine bakmak durumunda kalan üç kardeşin hikâyesini anlattığı ‘Pandora’nın Kutusu’, festivalde büyük ödül Altın İstiridye’yi almakla kalmadı başrol oyuncusu Fransız Tsilla Chelton’ya da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandırdı.1994’de ‘İz’i çeken Ustaoğlu, asıl çıkışını 1999’da ‘Güneşe Yolculuk’la yaptı. ‘Bulutları Beklerken’in ardından ‘Pandora’nın Kutusu’nu çeken Ustaoğlu, San Sebastian’dan önce eylül başında Toronto Film Festivali’ne konuk olmuştu. ‘Pandora’nın Kusutu’, dünya prömiyeri yaptığı Toronto’da da büyük beğeni toplamış, ayakta alkışlanmıştı. Ustaoğlu’yla Altın Portakal’ın iddialı yapımlarından olan ‘Pandora’nın Kutusu’nu konuştuk Pandora’nın anlamı nedir filmde? Derya Alabora’nın karakteri mi temsil ediyor Pandora’yı?Önemli olan seyircinin ne bulup çıkardığı ama kişisel olarak kutunun içinde ne çıktığını önemsiyorum. İçinden çıkanlar iyi ve kötü şeyler. Bütün ailenin hikâyesi aslında neredeyse iyi-kötü denk-lemini yans... Devamı

30 09 2008

Nâzım’ın bilinmeyen tablosu!

Nâzım’ın bilinmeyen tablosu! Soldan sağa, Sarı Seyfettin ve kızı Yüksel, Nâzım’ın 1942 tarihli tablosu ve Yüksel Erbil babasının resmiyle.YAZDIR | YOLLA28/09/2008<_script /><_script />GÜNEY ÖZKILINÇ (Arşivi) Nâzım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde yaptığı tablo gün ışığına çıktı. Portre, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’nda da adı geçen, Nâzım’ın mahpus arkadaşı Sarı Seyfettin’e aitGeçtiğimiz aylarda dünyaca ünlü şairimiz Nâzım Hikmet’in bilinmeyen bir şiiri ve yarım kalmış üç roman taslağı bulunmuştu. Eşi Pirâye’nin arşivinde bulunan bu eserler hepimizi heyecanlandırmış ve merak içinde bırakmıştı.Bu kez onun 5 Aralık 1940-8 Nisan 1950 yılları arasında kesintisiz olarak yaklaşık 10 yıl hapis yattığı Bursa Cezaevi’nde yaptığı, daha önce gün ışığına çıkmamış, tuval üzerine yağlıboya bir tablosunu ortaya çıkarmanın mutluluğunu yaşıyorum.Bir süredir Bursa’daki ayak izini sürdüğüm Nâzım Hikmet’in şu ana kadar birçok tanığıyla karşılaşmış ve bu tanıklıkları belgelemiştim. Usta ozan Nâzım Hikmet’in 1942 yılında kendi elleriyle yaptığı bu tablonun diğerlerinden önemli bir farkı var: Bu tablodaki portre ünlü şairin “Memleketimden İnsan Manzaraları” eserinde adı geçen o yılların İnegöl Güneykestane (Çerkez) Köyü Muhtarı Sarı Seyfettin’e ait...... Eskişehirli arabacı Selim:‘- Nafiledir Alaman’ın encamı’, diyordu,‘nasıl olsa bir yerde devrilip kalacak.Eli bıçaklı, vuran kıran adamın sonu      Ya köpek ölümüdür, ya pezevenklik                  Yahut da mahalle bekçiliği&rs... Devamı

28 09 2008

İran tarihi derslerle dolu / 3

İran tarihi derslerle dolu / 3Yazının en başında kesişen kümelere benzettiğim İran ve Türkiye'nin farklı olan yönlerini çok iyi bilmek gerektiğini yazmıştık. Bunlardan birisi olan Şiilik, temeli dine dayanan ancak gelenek/ yaşam/ siyaset biçimi haline gelmiş bir olgu İran tarihinde. Şiiliği anlamadan İran'ı anlamak çok zor.Gül Atmaca Cumhuriyet / Yazı Dizisi- Din uleması laikliğe en büyük engeldi"Şia" terimi "takipçiler" veya "izdeşler" anlamına gelen bir Arapça kelimeden gelmektedir. Şiilik ise Hz. Ali taraftarlığı demektir. Şii mezhebinin nasıl doğduğunu kısaca anlatmak gerekirse;Hz. Muhammet 'in vasiyetine rağmen, vefatından hemen sonra kimin halife olacağı kavgası başlar. Önce Ebu Bekir halife seçilir, ondan sonra sırasıyla Ömer, Osman ve Ali gelir. Son üçünün ortak özelliği siyasi suikasta kurban gitmeleri.Emevi Hanedanı'nın ilk hükümdarı Muaviye , 657 yılında Hz. Ali'ye isyan ederek onunla savaşır. Muaviye, Hz. Ali'nin 661 yılında bir Harici'nin suikastıyla şehit edilmesinden sonra zor kullanarak İslam devletini ele geçirir. Kendisinden sonra halifenin seçimle iş başına getirilmesini kabul etse de ölmeden önce oğlu Yezit 'i halife seçtirir (680). Dönemin ileri gelenleri bu duruma itiraz ederler. Özellikle, Peygamberin torunu Hüseyin , Yezit'in halifeliğini kabul etmez. Yezit ile savaşmaya giden Hz. Hüseyin, 10 Ekim 680 tarihinde, Irak'ta; bugün Kerbela kentinin bulunduğu yerde şehit edilir. Başı kesilen Hüseyin'in vücudunda 33 mızrak, 34 kılıç yarası vardır. Yandaşları, çölde susuz can verirler. Onları Yezit'e karşı savaşması için çağıranlar da yardımlarına gelmemiştir. İşte, hilafetin Hz. Ali'ye sonra da çocuklarına geçmesi gerektiğini ileri sürmeye dayalı siyasi bir taraftarlık olan Şiilik, Hz. Hüseyin'in şehit edilmesin... Devamı

18 09 2008

Karikatür ve Mizah Dünyası

Karikatür ve Mizah Dünyası• 25/10/2007 - rıfat ılgaz sempozyumu BİR 'ADAM'  YARATMAK (*)                   Rıfat Ilgaz                            Burhan Solukçu       Bazı kaynaklar Türk Aydınlanması'nın miladını Tanzimat'la başlatsa da,  bu kavramın ülkemizde ete, kemiğe bürünmesi Cumhuriyet Devrimi ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet, kendi modernleşme süreciyle birlikte her alanda yetiştirdiği değerleri ile yeni Türk insanının da oluşumunu sağlamıştır.       Şair, yazar, eğitimci ve aydınlanma neferi Rıfat Ilgaz sözcüğün tam anlamıyla toplumun öğretmeni, Cumhuriyet aydınlanmasının yılmaz savaşçılarından biriydi. Yazdıkları, yaptıkları ve yaşadıklarıyla topluma bir deniz feneri gibi yol gösterdi; salt kültür-sanat dünyasına kazandırdığı o eşsiz ürünleriyle değil, çevresine saçtığı ışıkla, kendisi gibi toplumcu sanatçıların yeşermesine de olanak sağladı. Bu özelliğiyle de çocukların, gençlerin olduğu kadar, yetişkinlerin de 'hoca'sı oldu.      Ben bu çalışmamda Rıfat Ilgaz'ın karikatürcü Burhan Solukçu'nun çizerlik serüvenine başlayışı ve Solukçu'nun yaşamının sonuna değin Rıfat Hoca'nın ona nasıl destek olduğu üzerinde duracağım. Dahası topluma, insanlığa yararlı bir 'adam' yaratılması konusunda ortaya koyduğu çabaları somut bir örnekle yansıtmaya çalışacağım. Bu çalışma, öğretmenliğin okulla sınırlı bir meslek olmadığının, toplumun ve her yaştan, her kesimden bireylerin aydınlanmasında nasıl bir işlevi olabileceğinin de açık bir göstergesi olaca... Devamı

18 09 2008

''Dilim Çığlık, Islık Dili Olsaymış Keşke…'

Metin AYDINbiblohayat@hotmail.com''Dilim Çığlık, Islık Dili Olsaymış Keşke…''   MARDİN- Sevgili Latife Tekin'in, Ayşe Arman'la yaptığı çok ses getiren röportajına, olumlu- olumsuz bir dolu tepki geldi. Doğru söylemek gerekirse, bu tepkilerin dayandığı maddi zemin olanca kavi ve sürekli istismar edilmiş olması hasebiyle de,"manipülasyona" açık bir aralıkta seyrediyordu. Ancak statükodan taraf aydın ve siyasetçilerin pekala işine de gelen/gelmiş şu arı kovanı gibi meselelerimize yeni bir ufuk kazandırdığı da aşikardı Latife Hanımın söyledikleri. Ayşe Arman röportajına gelen tepkiler için,"Neler düşünüp hissetti?" Latife Tekin ve "Bu röportajda eksik yada havada kalmış ifadeler söz konusu muydu?"Bu iki yazılı soruyla kapısını çaldık bizde. Sağ olsun kırmadılar, bizim için Nobel'i fazlasıyla hakketmiş bu güzel aydın insan. Yazar ve okurlarımızdan gelen eleştirileri bir bütün olarak yanıtlayıp göndermiş ve "Bu yaz hep birlikte Gümüşlükte buluşuruz belki…" teklifinde bulunmuş... Bu ince davet için, "Neden olmasın" deyip teşekkürlerimizi iletiyoruz. Yazar ve okurlarımıza da iyi okumalar diliyoruz.*** Teşekkür ederim Metin, tepkileri okurken Salinger'in o harika romanı Gönülçelen'i anımsadım doğrusunu istersen, roman, şu sözlerle bitiyor, 'Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.' Ayşe Arman, bir yıl önce, Muinar'ın yayımlandığı günlerde yaptığım söyleşilerden yola çıkarak bana sorular yöneltti, uzunca bir söyleşiydi, o soruyu da sordu evet, neden Kürt hareketinin içinde aktif olarak yer almadığımı, annem Kürt olduğu halde neden sesimi yükseltmediğimi… Söyleşinin ikinci bölümünde bazı kısaltmalar yapılmış, havada kalmış ifadeler var röportajda, k... Devamı

01 06 2008

Yolu Bülent Ecevit'ten geçen anılar

Yolu Bülent Ecevit'ten geçen anılar Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin 'Bülent Ecevit ve Şiirlerimiz' etkinliği için Van'a giden Ecevit çifti, meşhur kahvaltı salonlarında kahvaltı etmeyi de ihmal etmedi.Sovyetler Birliği'ne gitmem için gerekli vize, Ecevit aracılığıyla verilince Moskova'da el üstünde tutuldum. Meğer beni Ecevit'in özel temsilcisi sanmışlar. Komünist Parti üyesi Şükrü Martel, Ecevit aracılığıyla Türkiye'ye dönebildi. Devlet davet ettiği halde otel ücretimizi karşılamayınca Ecevit bize kendi eliyle çay ikram etti... 12/11/2006 (635 kişi okudu) İLHAN BAŞGÖZ (Arşivi) Ecevit Başbakan. Ben Sovyet Bilimler Akademisi tarafından Moskova'ya davet edilmişim. Ankara'daki Sovyet Buyükelçiliği bana vize vermekte güçlük çıkarıyor. Ecevit'i ziyaret ediyorum. "İlhan bey" diyor, "Demek sana da vize vermiyorlar?" Orhan Koloğlu Basın Yayın Genel Müdürü. Ona telefon ediyor, ben vize alıp Moskova'ya gidiyorum. Her gün bana en son model bir Zil otomobili geliyor, hem de şoförüyle beraber. Moskova'da nereye istesem götürüyor. Otomobil bütün gün emrimde. Bakü'ye gitmek istiyorum. Hay hay diyorlar. Aşkabat diyorum, Taşkent diyorum hemen biletim geliyor. Bir yabancıya böyle davranış görülmemiştir. Ecevit birkaç ay sonra Sovyetler Birliği'ni ziyaret edecek. Meğer beni Ecevit'in özel temsilcisi sanmışlar, gidip gördüklerimi Ecevit'e rapor edecekmişim. Leningrad'dayım bir binanın önünde uzun bir kuyruk var. Böyle kuyruklar ancak taze sebze ve meyve dükkânlarının önünde oluşur. Sebze ve meyve yokluğundan bağırsaklarım çalışmaz olmuş.. Ben de sıraya giriyorum.. Kapıyı, yakasında Stalingrad madalyası olan, iri bıyıklı bir adam tutmuş, kimseyi içeri bırakmıyor. Bana kim olduğumu soruyor, Türküm deyince başlıyor eski bir marşı, hem de Türkçe söylemeye: "İleri ileri arş ileri Türk'ün askeri, dönmez geri" Beni içeriye buyur ediyor. Meğer orası gençlerin devam ettiği bir barmış. Votka ve tav... Devamı

07 10 2007

“YEDİ İKLİM DÖRT MEVSİM- TÜRKİYE DESTANI” HAKKINDA

“YEDİ İKLİM DÖRT MEVSİM- TÜRKİYE DESTANI”  HAKKINDA ARİFE KALENDER İLE SÖYLEŞİ                                                                                                                       KADİR İNCESU    Arguvanlı şair Arife Kalender’in yeni kitabı üzerine bir söyleşi…                                                                                                                                                                                       ... Devamı

15 09 2007

Osmanlı Edebiyatı ve Kuramsal Yaklaşımlar Üzerine / Mehmet Kalpa

Eski EdebiyataYeni Yorumlar Sayı: 107Temmuz-Ağustos 2007 Osmanlı Edebiyatı ve Kuramsal Yaklaşımlar Üzerine Mehmet Kalpaklı <Sayı: 107 Temmuz-Ağustos 2007> Hazırlayan: Ahmet Sait Akçay Osmanlı edebiyatı uzun bir zaman yalnızca fakültelerin Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin ilgi alanı olarak kalmış, yapılan akademik çalışmalar da metinlerin yorumlarından çok, nüshalarının tespiti, transkripsiyonu ve kelime listelerinin hazırlanması ile sınırlanmıştır. Edebiyat eleştirisinde en önemli malzeme metnin kendisidir. Bu anlamda, uzun yıllardır yapılagelen ve metinleri yazma kitaplar arasındaki esaretlerinden kurtarıp üzerlerinde araştırmalar yapılmaya hazır hale getiren bu önemli “metin neşri” çabasını takdirle karşılamak gerekir. Metin tenkidi de denilen ve metinlerin yazma nüshalarının karşılaştırmalı olarak değerlendirildiği ve yazarın ya da şairin elinden çıkmış asıl nüshayı (veya ona en yakın metni) ortaya koymayı hedefleyen bu bilimsel uğraş, sanılan ve tahmin edilenin çok ötesinde metodik bir çalışma, araştırma yetisi ve bilgi gerektirir. Osmanlı edebiyat metinlerinin, özellikle Divanların neşri söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan’dır. Onun oluşturduğu metin tenkidi metodu öğrencileri tarafından geliştirilip devam ettirilmiştir. Günümüz Türkolojisinin metin neşri metodu, temellerini az çok Ali Nihad Tarlan’ın ortaya koyduğu sistemin bir devamı niteliğindedir. Bununla birlikte, Osmanlı döneminde üretilmiş metinlerin çokluğu ve çeşitliliği, sanki bu metin yayımı faaliyetinin sonunun gelmeyeceği izlenimini vermektedir. Özlemini duyduğumuz, metinler üzerine yapılacak analizler, karşılaştırmalı çalışmalar ve yorumlar adeta metin neşri faaliyetlerinin sona ermesini beklemektedir. Bu yüzden, günümüzde Divan edebiyat araştırmaları maalesef, metinlerin hazırlanması ve neşri safhasında tıkanıp kalmaktadır. Bu metinler üzerine yapılan az sayıdaki çalışmalar da, daha çok metin merkez... Devamı

22 07 2007

Bir Doğa Yazısı / Bekir Coşkun

22 Temmuz 2007 Bekir COŞKUN  bcoskun@hurriyet.com.tr Bir doğa yazısı...SEÇİM yasakları nedeniyle bugün geleneksel doğa-çevre yazılarımı sürdürebilirim: Dağda özgürce yaşayan bir inek, bir beygir, bir eşek, dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler. Her biri başka yöne yola çıktılar.Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdi.Beygir sordu: "Nedir bu halin inek?.."İnek iç çekerek anlattı:"Bu insanlar merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha varmış, onu yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş..."Sonra beygir anlattı:"Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi... Binmedikleri zamanlar zincire vurdular... Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar, bu sefer birçoğunu birden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım yav inek kardeş..."*Ve uzaktan eşek gözüktü.Eşek; ıslık çala çala, taşlara tekme ata ata geldi. Mutluydu.Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu, gözlerinin içi gülüyordu, üzerinde lacivert takımlar vardı.İnek ile beygir, "Nedir bu halin, neler oldu" diye merakla sordular, eşek anlattı:"Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, duyan benim yanıma koştu, duyan koştu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım...""Sonra?..""Sonra beni başkan seçtiler...""Yani sen başkan mı oldun?..""Evet... Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ’Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışladılar. Yiyecek birçok şey vardı. Ben ise yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım...""Pekiii... Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?..."Eşek yanıtladı: "Anladılar anlamas... Devamı

31 03 2007

Üç yolculu bir yol ve belirsizliğin belirgin hüznü : yolculukla

                  Üç yolculu bir yol ve  belirsizliğin belirgin hüznü : yolculuklar  S. Zeynep Karadağ          Yola çıkmak …Dönüp ardımıza bakmadan  yolun gittiği ,kimi zamanda bittiği yere doğru  yol almak  .Her insan,  hayatı boyunca  en  az bir kez olsun  çıkmak istemiştir bu yolculuğa. Bazen kaçıp saklanma isteği ,bazen de  kırılma noktası bir isyanın  eyleme dönüşmesidir yolculuk.Gitmek istenilen  yer  ,çıkılan yol mudur aslolan yoksa alınan bir arpa boyu yolun hayal kırıklıkları mı ? Ve beklenen an gelmişse  insan kendi yalnızlığını kuşanıp düşer o kaçınılmaz yola .Nereye mi ?   Susanna Tamoro‘un kitabında olduğu gibi  “yüreğinin gittiği yere “ beklide …Kimbilir ? Kendimizi taşıdığımız her yol  içimize uzanan bir yolculuk değil midir çoğu zaman ?         Bu kez   yola çıkan,  attıkları  her adımda kendilerine uzanan bu  hüzünlü yolculuğun seyir defterine düşen  şiirleriyle üç şair.  Resim ve heykel  sanatçısı Ferruh Alışır, Fatih Balcı ve Şinasi Güneş’in  birlikte çıkarttıkları  ilk şiir kitabı.”yolculuklar” Uzun yıllar  sürdürülen  dostluktan demir almış  , soyutun  somuta  dönüştüğü bir gerçeklik kitabı. Bir birine yakın ve  bir o kadarda uzak  üç  adam, üç hayat . Sanatı hayatın kendisi  olarak kanıksayan üç ay ışığı taciri. Bu yapıtla birlikte, ilk kez bir ortak kitaba imza atıyor ve üç ayrı yolculuk hikayesini okurla paylaşıyorlar.     Yolculukların en belirgin özelliği üç şairinde erkil bir yalnızlığı işlemesi diyebiliriz.Erkek egemen söylemine alışık olduğumuz, gündelik hayatta ise hiç alışık olmadığımız bir  yalnızlık bu.Toplumda ki egemen  e... Devamı

31 03 2007

Dursun Akçam Öykü Yarışması 2007

Dursun Akçam Öykü Yarışması 2007 10 Mar 2007 Yazar: Kadir Aydemir 19 Eylül 2003 tarihinde aramızdan ayrılan Ardahanlı yazar, öğretmen, mücadele insanı Dursun Akçam anısına bir öykü yarışması düzenlenmiştir. Ardahan il ve ilçelerindeki lise ve dengi okullar ile Ardahan Meslek Yüksek okulu öğrencilerinin katılabilecekleri yarışmanın koşulları aşağıdaki gibidir: 1. Konu serbesttir. 2. Seçici Kurul: Vecihi Timuroğlu (Yazar), Metin Turan (Yazar), Alper Akçam (Yazar- Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı Temsilcisi), Perihan Erdoğan (Ardahan Tekel İlköğretim Okulu Türkçe Öğretmeni) 3. Her katılımcı, yarışmaya, hiçbir yerde yayınlanmamış, bilgisayar veya daktilo ile bir buçuk ya da iki aralıkla yazılmış, en az birer öyküyle ve beşer (5) örnekle katılacaklardır. Ardahan’dan yarışmaya katılacak adayların öykü örneklerinin çoğaltılmasında Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı yardımcı olacaktır. Öykülerin her biri A4 boyutunda, 10 sayfayı geçmeyecek şekilde olmalıdır. 4. Katılımcılar yapıtlarını rumuzla adlandıracaklar ve iç içe iki zarf kullanacaklardır. Yapıtın konulduğu büyük zarfın üstüne yalnızca rümuz yazılacak, kapatılmış küçük zarfta ise katılımcının gerçek kimliği, özgeçmişi, adresi, telefon numarası ve rumuzunun ne olduğu yazılı olacaktır. Bu küçük zarf, değerlendirmeler bittikten sonra seçici kurul sekreterliği tarafından açılacaktır. 5. Yarışmaya son katılım tarihi 27 Mayıs 2006’dır. 6. Yarışma sonuçları 5 Haziran 2005 Pazartesi günü açıklanacak, ödül töreni Ardahan’da 15-16-17 Haziran 2006 tarihinde düzenlenmesi düşünülen Dursun Akçam Kültür- Sanat Şenlikleri kapsamında yapılacaktır. 7. Yarışma için yapıtların Dursun Akçam Kültürevi’ne elden teslim edilmesi veya postayla Dursun Akçam Kültürevi- Ardahan adresine gönderilmesi gerekmektedir. 8. Ödül dağılımı : 1.’ye 350 Milyon para, Dursun Akçam kitap seti, 2.’ye 250 Milyon para, Dursun Akçam Kitap Seti, 3.’ye 150 Milyon para, Dursun Akçam Kitap Seti, ... Devamı

31 03 2007

Attilâ İlhan Şiir Yarışması: İlk üçte altı isim var

Attilâ İlhan Şiir Yarışması: İlk üçte altı isim var İzmir Karşıyaka Belediyesi’nin düzenlediği, Homeros Ödülleri 2007 / Attilâ İlhan Şiir Yarışması sonuçlandı. Milliyet, 15 Mart 2007 Perşembe İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Baki Ayhan T., Mehmet Mümtaz Tuzcu ve Nuri Demirci’den oluşan seçici kurul, her üç sıralamada da iki şairi ödüle değer buldu. Birincilik ödülü Ersun Çıplak ve İlker İşgören, ikincilik ödülü Işıl Özbek ve Cengiz Şenol, üçüncülük ödülü ise Ersan Erçelik ve Özkan Satılmış arasında paylaştırıldı. Ödül töreni, 21 Mart Çarşamba günü saat 20.00’de Ziya Gökalp Kültür Merkezi’nde... Devamı

31 03 2007

Ümit Kaftancıoğlu Ödülleri Açıklandı

Ümit Kaftancıoğlu Ödülleri Açıklandı 21 Mar 2007 Yazar: Kadir Aydemir Kadir Aydemir Yalın Ses edebiyat dergisinin, 11 Nisan 1980’de öldürülen yazar ve TRT İstanbul Radyosu Prodüktörü Ümit Kaftancıoğlu’nun anısına bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “2007 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması” sonuçlandı. 350 öykünün katıldığı yarışmada, Adnan Özyalçıner, Osman Şahin, Mehmet Güler, Öner Yağcı ve H. Hüseyin Yalvaç‘tan oluşan seçici kurul “Acı Dağlar” adlı öyküsüyle Hamdullah Köseoğlu’nu birinciliğe, Ali Balkız ve Esra Odman’ı ikinciliğe, Bünyamin Çelebi, Ercan Başer ve Muharrem Erbey’ı ise üçüncülüğe değer gördü. Seçici kurul ayrıca İlyas Engiz, Ferhat Öztürk, Z. Şükran Topal, Halit Payza, Gizem Kodak, İrfan Mutluer, Emine Emel Balcı, Aykut Arslan Yıldız ve Muammer Küçükergör’ün öykülerini de mansiyona değer gördü. Birinci, ikinci, üçüncü olan ve mansiyona değer görülen öyküler “Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri–2007″ adıyla çok yakında kitaplaşacak. Seçici kurul ayrıca; Gamze Güller, Simla Sunay, Mine Utku Savaş, Koray Avcı Çakman, Feride Karataş, Ayşe Çekiç Yamaç, Neşe Baran ve N. Saygınar adlı katılımcıların öykülerinin de okunmaya değer bulunduğunu açıkladı. Ödüle değer görülen yazarlara plaketleri 14 Nisan 2007 tarihinde Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan “Ümit Kaftancıoğlu Anma Etkinliği”nde verilecek. Bu arada iyi bir haber daha: Yalın Ses Yayınları Kaftancıoğlu’nun eserlerini yeniden yayıma hazırlıyor. 0212 528 67 31 numaralı telefondan ve www.umitkaftancioglu.com adresinden detaylı bilgi alınabilir.   http://www.yitikulke.com/umit-kaftancioglu-odulleri-aciklandi/... Devamı

31 03 2007

Ellinci yıl anısına Rıfat İlgaz'a mektup

RIFAT İlgaz'ın ünlü yapıtı Hababam Sınıfı'nın yazılışının 50. yılı nedeniyle, Çınar Yayınları'nın Kadıköy'de bulunan liselerar asında düzenlediği 'Rıfat İlgaz'a Mektup' yarışması sonuçlandı. Mehmet Başaran, Nail Güreli, Salman Al-tundal, M. Tanju Akerman, Elçibey ve Aydın İlgaz'dan oluşan seçici kurulun yaptığı değerlendirme sonucunda sıralama şöyle oluştu. 1. Ödülü: Hazel Güney - Kadıköy Lisesi, 2. Ödülü: Elife Gül Ezer - Kadıköy Lisesi, Ödülü: S. İpek Or-taer - Özel Saint Joseph Fransız Lisesi, 1. Mansiyon: Dicle Erdoğmuş - Kadıköy Lisesi, 2. Mansiyon: Zeynep Yazıcıoğlu - Kadıköy Lisesi, 3. Mansiyon: Rüya Şenol - Kadıköy Lisesi Jüri Özel Ödülü: Gökçe ve Gözde Bakioğlu - Kadıköy Lisesi. Ödül töreni Barış Manço Kültür Merkezi'nde yapıldı ve katılan öğrencilere İlgaz'ın kitapları armağan edildi. (Birgün; 29/03/2007) Devamı

13 02 2007

Ninni

Ninni Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati’t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir. ÖRNEK NİNNİ: Dandini dandini danalı bebek Elleri kolları kınalı bebek Benim oğlum nazlı bebek Uyusun yavrum ninni (Manisa yöresinden) Çaya vardım çay susuz Çadır kurdum yaylasız Benim yavrum pek huysuz Ninni yavrum ninni (Denizli yöresinden) Dandini dandini danalı kuzu Elleri ayakları kınalı kuzu Asmaya kurdum salıncak Eline de verdim oyuncak Yine de uyumadı gitti Şu küçücük yumurcak Eee     eee     ee   şimdi Bir eşek buldum ben şimdi Sahibi geldi ee şimdi O   o    o      kuşu Nerelerde su kuşu Çalılıkta yuvası Mamacık  getir babası Dandini dandini dastana Danalar girmiş bostana Kov bostancı dananı Yemesin bizim bostanı Eh   ee     ee   Allah Uykucuklar ver Allah... Devamı

13 02 2007

Seni Seviyorum

Seni SeviyorumSeviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibiGeceleyin ateşler içinde uyanarakAğzımı dayayıp musluğa su içer gibi,Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi.Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi.İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalıkİçimde kımıldanan birşeyler gibiSeviyorum seni yaşıyoruz çok şükür' der gibi.Nâzım Hikmet Devamı

13 02 2007

Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben Senden Önce Ölmek İsterim Bensenden önce ölmek isterim.Gidenin arkasından gelengideni bulacak mı zannediyorsun?Ben zannetmiyorum bunu.İyisi mi,beni yaktırırsın,odanda ocağın üstüne korsuniçinde bir kavanozun.Kavanoz camdan olsun,şeffaf, beyaz camdan olsunki içinde beni görebilesinFedakarlığımı anlıyorsun :vazgeçtim toprak olmaktan,vazgeçtim çiçek olmaktansenin yanında kalabilmek için.Ve toz oluyorumyaşıyorum yanında senin.Sonra, sende ölüncekavanozuma gelirsin.Ve orada beraber yaşarızkolumun içinde kolunta ki bir savruk gelinyahut vefasız bir torunbizi oradan atana kadar...Ama bizo zamana kadaro kadarkarışacağızki birbirimize,atıldığımız çöplükte bile zerrelerimizyan yana düşecek.Toprağa beraber dalacağız.Ve bir gün yabani bir çiçekbu toprak parçasından nemlenip filizlenirsesapında muhakkakiki çiçek açacak :biri senbiri de ben.Bendaha ölümü düşünmüyorum.Ben daha bir çocuk doğuracağımHayat taşıyor içimden.Kaynıyor kanım.Yaşayacağım, ama çok, pek çok,ama sen de beraber.Ama ölüm de korkutmuyor beni.Yalnız pek sevimsiz buluyorumbizim cenaze şeklini.Ben ölünceye kadar daBu düzelir herhalde.Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?İçimden bir şey :belki diyor.   (18 Şubat 1945) Nâzım Hikmet... Devamı

29 10 2006

Orhan Pamuk Nobel alırsa ne olur?

Orhan Pamuk Nobel alırsa ne olur? Orhan Pamuk, bugün dünyanın belli başlı bütün dillerinde ''Türkiye&#8217;den yükselen bir yıldız'' olarak selamlanıyor. Çünkü... MUHSİN KIZILKAYA ORHAN Pamuk adlı sıkıcı, kalın kitapların yazarı, İsviçre&#8217;de bir gazeteye verdiği mülakat sonrasında, Ortadoğu Gazetesi&#8217;nin ''Arş ey yiğitler vatan imdadına'' haykırışıyla, aynı sözleri biraz daha inceltip ''Kalkın ey ehli vatan'' diyerek büyük basının köşe başlarını tutmuş bir takım namuslu, dürüst vatanseverin de katılmasıyla, bir cadı kazanı daha kaynamaya başladı ülkemizde. &#8216;Yahudiler tarafından beslenmiş, memleketi içten çökertmekle görevli&#8217; Orhan Pamuk, şimdi o kazana konmuş; kazanın altındaki ateşi de habire körükleyip duruyorlar. Orhan Pamuk iyice pişip helva oluncaya kadar ateşi söndürmeye niyetli değiller.Orhan Pamuk&#8217;un ne dediğinin şimdi hiçbir önemi yok. Söylediklerinin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmanın zemini kaydı çünkü. Kaç Ermeni&#8217;yi kestiğimizi konuşmak, kaç Kürt&#8217;ü öldürdüğümüzü tartışmak, Pamuk&#8217;un söyledikleri karşısında soğukkanlılığımızı yitirmeden münakaşa etmek mümkündü aslında. Ne de olsa, bu tür tartışmaların önündeki yasal engeller şükür ki Kopenhag Kriterleri&#8217;ni kabul ettiğimiz günden itibaren kalkmış bulunuyor. Yasalarımızda yaptığımız değişikliklerle, fikirlerini şiddete başvurmadan açıklama özgürlüğüne kavuştuk birkaç aydan beri. En azından kağıt üstünde böyle bir hakkımız var. Devlet bu düzenlemeleri yaptı yapacağına ancak, şimdi devletin yerine başka bir güç geçti. Her vesileyle kendini birinci güç ilan eden basın, adeta devlete bu değişiklikleri neden yaptın der gibi, fikirlerini beğenmediği birilerini darağacına çekiyor. Efendim Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;nü almak için söylemiş o malum sözleri! Hatta içlerinden bir köşe yazarı, - ki kendisi Vanlıdır. Eminim çocukluğunda büyükbabası Van&#821... Devamı

29 10 2006

Nezihe Muhiddin Hanım

Nezihe Muhiddin Hanım Cumhuriyet Dergi 11.09.2005 Türk kadınları siyasi hayata atılmalı mıdır? Kadınlar Birliği tarafından, kadınların da siyasi sahada çalışmak için Cumhuriyet Halk Fırkası'na dahil olması üzerine bir müracaatın vaki olduğu (yapıldığı) yazılmıştı. Dün bu hususta bir muharririmiz daha fazla izahat almak ve meseleyi tenvir etmek (aydınlatmak) maksadıyla Kadınlar Birliği Reisi Nezihe Muhiddin Hanım'la görüşmüştür. Nezihe Muhiddin Hanım bu hususta demiştir ki: -"Evet, böyle bir müracaat vaki oldu. Hem de doğrudan doğruya fırkanın Ankara'daki merkezine müracaat ettik. Fakat daha henüz bir cevap alınmadı. Müracaatımızın sebeplerine gelince; mademki kadınlar inkılaptan sonra her sahada çalışmaya başladılar, memleketin münevverlerini (aydınlarını) sinesine toplamış olan Halk Fırkası'na girerek siyasi sahada da çalışmaları en sarih (açık) bir haklarıdır. Burada da kadınların rey (oy) ve fikirlerinden istifade edilecek birçok cihetler (yönler) vardır. Erkekler siyasi hukuktan istifade ediyorlar da kadınlar niçin etmesinler? Bazı cihetlerde kadınlar erkeklerden daha mı aşağı bir mertebededir? Saka Mehmed Ağa ile çamaşırcı Fatma Hanım arasında siyasi hukuk nokta-i nazarından (açısından) ne gibi bir hak üstünlüğü aranmalıdır? Türk kadınında hiçbir meziyet göremiyor muyuz? - Peki hanımefendi, Fırka'ya dahil olununca arzu edilen siyasi hukuk tamamen elde edilebilecek midir? - Bu tabii derhal mümkün olmaz. Bendeniz tetkik ettim (inceledim). Böyle siyasi hukuk verilmeden de siyasi fırkalara kadınların kabul edildiği memleketler vardır. - Bir fırka herhalde en çok siyasi bir gaye için teşekkül etmiştir. Siyasi hukuku olmadan fırkaya giren kadınların ne gibi bir gayesi olabilir? - Bu hususta gayemiz birdir. Bu gaye de, sırf memleket gayesidir. Erkeklerle kadınların burada ayrıldıkları cihet yoktur. Fırkada da kadınların çalışabilecekleri sahalar vardır. Sonra arz ettiğim gibi tedricen siyasi hukuk da kadınlara verilebilir. - Siyasi hukuk pek az mem... Devamı

29 10 2006

Tutkunluk

Tutkunluk Memduh Şevket Esendal (1883-1952)Bu gözlükçü dükkânının yanında eskiden bir muhallebici, tatlıcı dükkânı vardı. Tavuk suyuna çorba, tavuklu pilav da pişirir, satardı. O yıllarda ben de şu karşıki sokağın içinde, köşeden üçüncü dükkânda zeytin salatası yemekten usandığım günler muhallebicide karın doyururdum. Yetmiş seksen kuruşa doyuyordum. İstanbul gibi yerde, Beyoğlu'nun göbeğinde bundan temiz, bundan ucuz yer bulunamaz.Nesim'in çoluğu çocuğu çok olduğu için o benimle beraber gelmez: evden yemek getirir yahut zeytin ekmekle gününü geçirirdi.Benim kimsem yoktu. Geçiniyor, para da biriktiriyordum.Gidip geldikçe muhallebicinin müşterilerini de tanımaya başladım. Hepsi benim gibi esnaf, yahut işçi adamlar. Her yaştan insanlar. Akşama kadar Lüksemburg Kahvesi'nin camı önünde yıllardan beri oturan emekli binbaşılardan adamlar bile var.Bunların arasında bir kız, yahut kadınla tanışıklığımız da oldu. Belli ki işçi bir kadın. Her gün geliyor, boş bulursa her gün oturduğu yere oturuyor, kimseyle ilgilenmiyor, sonra da kalkıp gidiyor. Dükkân olmasa belki arkasına düşerdim. Güzel değil; ama, benim hoşuma giden bir kadın. Arkasından gitmedim; ama bu dükkâna da her gün gitmeye başladım. Müşterinin çok olduğu bir gün de gidip karşısına oturdum. Hoşuma gittiğini anlatacak hiçbir şey yapmadım. Ancak o hiçbir şey anlamadı, diyemem. Nasıl oldu da bir şeyler anladı, onu da bilmem. O gün öyle geçti. Kadın olur ki adam kolayca yılışabilir, kadın olur ki adamın hoşuna gider de yılışmak içinden gelmez.Bir başka gün de yan yana düştük. Bir tuzluk yüzünden de konuşmaya başladık. Tuzluk onun önünde duruyordu. Ben hizmet eden çocuğa.- Tuz yok mu? Bir tuzluk versene! dedim. O tuzluğu alıp bana uzattı.- Buyurun! dedi.Aldım, sonra da tanışmış gibi konuşmaya başladım.- Sulu yemeklere sonradan tuz konur, dedim. Ancak pilav gibi, dolma gibi şeylere tuz konmaz. Bunu bu adamlara anlatamazsın!Kadın yüzüme bakmayarak, ''Evet'', dedi. Söz de kesildi.Ben yemeğimi da... Devamı

29 10 2006

"'Bu lüferler AB'ye girer!'

Radikal2 HALKIN ARASINDA-1 "Yaratıcılığına hayran oldum: 'Balık depresyondan çıkarır.' Aynı vurguyla bağırarak bunu halka duyurdu"."'Bu lüferler AB'ye girer!' diye gürledi balıkçı. Neden bilmem, Vehbi Koç'un bir dönem bakkallık yaptığını anımsadım. 'Biz girelim de hele' dedi müşteri, bana dönüp göz kırparak"02/10/2005 ŞEBNEM İŞİGÜZEL"Bu lüferler AB'ye girer!" Karaköy'e indim. Balık aldım. Palamut. Epey ucuzlamış. Dalmış, balıklara bakakalmışken bir kadın daha geldi. "Taze mi?" diye sordu. "Taze" dedi balıkçı. Kadın dudak büktü. "Görmüyor musunuz gül gibi açmış kanatlarını..." dedi balıkçı. Gür sesiyle slogan atar gibi söyledi bunu. Anasının eteğine yapışmış çocuk, "Kanatları değil, solungaçları" diye düzeltti. "Sen bilmiyorsun bunlar Boğaz'ı uçarak geçiyor..." dedi balıkçı yine slogan atar gibi. Epey gürdü sesi. Ana oğul gittiler. Bir an kadının balıktan anladığını, bana takma solungaçlı ya da kanatlı palamutların kakalandığını düşündüm. Benim açımdan da taze balık yemenin hassasiyetine vurgu yapmak için, "Çocuk yiyecek ha!" dedim. "Afiyet olsun" dedi balıkçı. Telefon numaralarının yazılı olduğu kartviziti uzatırken, "Çok yesin ama çabuk büyümesin" dedi. "Benimki üniversiteyi bitirdi ama işsiz. Depresyonda." Sonra aklına yeni bir slogan daha geldi. Yaratıcılığına hayran oldum: "Balık depresyondan çıkarır." Aynı vurguyla bağırarak bunu halka duyurdu. Kartviziti elime almışken, "Arayın" dedi. "Zehirlenirsek mi?" dedim. Ayıp ettin der gibi gülümsedi. Başka bir müşteri geldi lüferleri sordu, almaya karar verdi. "Bu lüferler AB'ye girer!" diye gürledi balıkçı. Neden bilmem, Vehbi Koç'un bir dönem bakkallık yaptığını anımsadım. "Biz girelim de hele" dedi müşteri bana dönüp göz kırparak. Ayaküstü tanımadığı kadına göz kırpmasından da anlamış olacağınız üzere yaşlı ve sevimli bir adamdı. "Avrupa'ya önce bu denizleri, bu lüferleri almalılar!" dedi bizim şahane balıkçı. "Sus valla dava açarlar sana" dedi seviml... Devamı

29 10 2006

Beslenme ve metabolizma

Beslenme ve metabolizmaMetabolizmanızın devamlılığı için beslenme sisteminizde bütün besin gruplarına yer vermelisiniz. Metabolizma hızının kilo alıp vermede önemli etkisi olduğunu unutmayıntkumeli@milliyet.com.trMetabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için bir günde ihtiyacı olan minimum enerji miktarıdır. Dinlenme anında vücudun kalori harcama hızına bakılarak ölçülür ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudumuz devamlı kalori yakar.Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır. Kaslar vücutta yağlardan daha fazla kalori kullanırlar. Kaslı bir vücuda sahip kişilerin, daha az vücut yağına sahip olmalarından dolayı daha hızlı metabolizmaları vardır. Örneğin aynı boy ve kiloda olan iki kişiyi ele alalım. Bunlardan düzenli olarak aerobik yapan, vücut geliştirme, fitness ve benzeri aletli programları uygulayan kişinin vücut yağ oranı daha düşüktür. Diğeri ise hiçbir sportif aktivite yapmadığı için vücut yağ oranı öbürüne oranla daha yüksektir ve dolayısıyla metabolizma hızı da yavaştır. Başka bir deyişle, birinci kişinin vücut fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için, ikinci kişiden daha fazla kalori harcaması gerekir.İnsan vücudunun yüzde 63'ü su, yüzde 22'si protein, yüzde 13'ü yağ ve yüzde 2'si de mineralden oluşur. Vücudumuzdaki her bir molekül yediğimiz yiyeceklerden ve içtiğimiz sudan meydana gelir. Yüksek kalitede ve doğru seçimlerle yediğimiz besinler bizi sağlıklı kıldığı gibi hastalıklara yakalanmadan bir ömür sürmemizi de sağlar.Gerekli besinlerVücudumuzun altı çeşit besine ihtiyacı vardır. Üç ana yapı karbonhidrat, protein ve yağlardır. İkisi vücuttaki enzimleri ve kimyasal reaksiyonları teşvik eden vitamin ve minerallerdir. Son besin grubu ise liflerdir.Karbonhidratlar bize enerji sağlar, beyni besler, protein yakımının kontrolüne yardımcı olur ve toksinlerle savaşır. Yedi... Devamı

29 10 2006

Türk'ün dumanla imtihanı

  Türk'ün dumanla imtihanı Tiryakiliğiyle tanınan Türk milleti sigaraya yavaş yavaş veda mı ediyor? Caydırıcı kampanyalar ve akciğer kanserine bağlı olarak gerçekleşen ölümler sigaranın eskisi kadar rağbet görmemesine neden oluyorRadikal Cumartesi Eki, 17/09/2005Seinfeld'in bir bölümünde Jerry, sigara içmenin insanlara kendilerini ne şekilde cool hissettirdiğine dair şu yorumu getirir: "Hey bana bakın, kafamdan dumanlar çıkıyor ve umurumda bile değil..." Mesele şu ki, artık giderek daha çok sayıda içicinin umurunda! Zaten karşıt kampanyalarla, umurunda olmayanların da olması için elden gelen yapılıyor. Eskiden şehir hatları vapur iskelelerinde duran "sigara içerseniz işte böyle olursunuz!" tabelalarındaki pis yeşil akciğer ve Fil Adam gibi sunulan 'üç uzvu kesildiği halde hâlâ içen adam!' görüntülerinden daha kapsamlı bir savaş var ne de olsa sigaraya karşı. Ve işe yarıyor da. Sigaranın hayatımızdaki yeri giderek geriliyor. Barlar, kafeler, içkili kokteyller, önceleri sigarasız düşünülemeyen neresi varsa, sigarayı dışlamaya başladı. Batı ülkelerinde başlayan bu 'dalga', yavaş yavaş ülkemize de yayılıyor. Şimdilerde neredeyse 'İstanbul taksileri'nde bile "Sigara içebilir miyim?" diye sormak icap ediyor. Zaten rakamlar da gösteriyor ki, 1995'te Türkiye'de kişi başına düşen sigara tüketimi 5.5 adet iken bu sayı 2003'te 5 adete inmiş ki, bu da yüzde 10'luk bir azalma demek. Bir zamanlar sahiplerinin sigara içmediği evlerde de olmak üzere, salon sehpalarının ortasında, kristal kaseler içinde türlü marka sigara sergilenirdi. Zira eve misafir gelen içiciye sigara sunamamak, 'kahve kalmadı' demek gibi bir şeydi. Çoğumuz ilk sigaralarımızı çocuk yaşta bu 'kristal kase'lerin içinden almışızdır. Şimdi ise evlerde sigara içirtilmediğine bile şahit oluyoruz. Ya da sigorta şirketlerinin sigara tiryakilerini bir 'risk' olarak değerlendirdiğini görüyoruz. Kimi sigorta şirketleri tiryakileri Riziko Dep... Devamı

29 10 2006

Demokrasi ve riyakârlık

Demokrasi ve riyakârlık Konferans özellikle ikinci gününde, içeride ve dışarıda (sağda) bol bol bölündü, terörist suçlamaları oldu ama...Bu konferans ile demokratikleşme sürecinde bir eşik geçildi. Bunu paylaşan ve bu birliktelikten heyecan duyan bir akademisyen olarak, akşam eve döndüğümde bireyselliğimin ve eleştirel düşüncemin yerli yerinde durduğundan emindim02/10/2005 (50 defa okundu) AYŞE KADIOĞLU (Arşivi)"İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferans, çeşitli engellemelerin ardından Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampusunda yapıldı. Konferansı iki gün boyunca izlerken, aklıma sık sık Jonathan Franzen'in yazmış olduğu kısacık bir yazı geldi. ABD'de 2001'de Ulusal Kitap Ödülü'nü alan 'The Corrections' başlıklı romanın yazarı olarak bilinen Franzen'in bu yazısı 2002'de yayımladığı ve yazılarını topladığı 'How To be Alone' başlıklı kitapta yer alıyor. Franzen yazının başlığını, ABD Başkanı Bush'un şaibeli bir seçim başarısının ardından resmi olarak göreve başladığı güne istinaden "Inauguration Day, January 2001" yani "Başkan'ın Resmen Göreve Başlama Günü, Ocak 2001" olarak koymuş. Yazıda da New York'tan Washington'a bugünü protesto etmek için yapılan bir yolculuğun öyküsü var. Franzen bu öyküde aslında "birey" olmanın tadına varmış bir kişinin (muhtemelen kendisinin) "birlikte" yapılan ve şaibeli seçim sonuçlarını protesto etmeyi amaçlayan bir gösteriye katılmaktan ve bu birliktelikten duyduğu heyecanı anlatır. Kısaca herkesin "Ermeni konferansı" olarak andığı konferansta da bir "birliktelik" ve bundan duyulan bir "heyecan" söz konusuydu. Bu birlikteliğe, yumurta ve domatesli bir kalabalığı yararak adım atan hemen herkes aslında "birey" olmayı önemseyen ve bundan haz alan kişilerdi. Ancak birey olmak ile topluma karşı sorumsuz olmayı bir tutmadıkları ve içinde yaşadıkları topluma karşı bir sorumluluk duydukları için bu adımı atmış ol... Devamı

21 10 2006

OĞUZ TANSEL'İN MASAL VE ŞİİRLERİNDE MAVİNİN GİZEMİ / ALİ OSM

Oğuz Tansel'in masal ve şiirlerinde mavinin gizemi ALİ OSMAN ÖZTÜRK ______________________________________________GİRİŞ Oğuz Tansel'i tanımlamam gerekseydi, onu ''mavi sesli şair'' diye nitelemek isterdim. Nuri Taner de bir yazısında, ''suyun mavi sesi, ormanın yeşil sesine Tansel'in mavi sesi karışınca...'' diyerek aynı görüşü paylaşır (1). Mavi rengin halk kültürümüzde herhangi simgesel bir anlamı var mı? Bu konuda bir araştırma bilmiyorum. Bir araştırmamda Mavilim mavişilim türküsünü dikkate alarak, mavi rengin sabrı, sadakati simgeleyebileceğini düşünmüştüm (2). Mavilim mavişilimTenhada buluşalım, mavilimKurban olduğum Allah,Tez günde kavuşalım, mavilimAncak, mavi, burada ayrıca umutla da bağlantılı görünüyor. Diğer yandan mavi ''boncuk''un simgesel anlamı da bunu destekliyor. Bunu, 70'li yıllarda bir siyasal partinin genel başkanının giydiği mavi gömleği, siyasal söylemimi ve bunun kitleler üzerinde yaptığı etkiyi düşününce kabul etmemek olası değil. Ayrıca halk kültürümüzde mavi rengin, nazara karşı koruyucu olduğuna inanılır. Bu yazımızda, Oğuz Tansel'in masal ve şiirlerine yansıyan mavi rengin işlevselliğini araştırmaya çalışacağız. Bu arada, mavinin masal ve şiirlerde kullanılış biçimini, daha doğrusu yerine getirdiği işlevi dikkate alarak, metin bağlamından yola çıkacağız. MASAL-ŞİİRLER Oğuz Tansel'in masalları ile şiirlerini, aslında eşdeğerde görmek yanlış olmaz. Bazı araştırıcılar, onun masallarını ''masalşiir'' olarak görürler (3). Çünkü onun masalları bir şiir gibi dokunmuştur. Her şeyden önce belirtmeliyim ki, ben, Oğuz Tansel'in masallarının, tamamen olmasa da, büyük ölçüde halk masalı özelliğini yitirdiğini düşünüyorum (4). Bu metinleri, ham maddesi halk masalı olan, ancak bir ozan-yazar eliyle belirli bir dünya görüşü ve ilkeler (5) doğrultusunda biçimlenmiş edebiyat ürünleri olarak görüyorum. Amacı, kısaca belirtmek gerekirse, Ece Temelkuran'ın belirtt... Devamı

20 10 2006

KENDİ KALEMİNDEN KISA YAŞAMÖYKÜSÜ / ALİ KÜÇÜK

KENDİ KALEMİNDEN KISA YAŞAMÖYKÜSÜALİ KÜÇÜK______________________________________________KENDİ KALEMİNDEN "Ali KÜÇÜK"İlköğretim Müfettişi -Afyonkarahisar______________________________________________31.12.1952 Kastamonu- Tosya- Kayaönü Köyü doğumlu. 1971 yılında Kastamonu Göl İlköğretmen Okulundan mezun oldu. Şırnak, Kastamonu, Afyon illerinde öğretmenlik yaptı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesini bitirdi. Halen Afyonkarahisar İlinde İlköğretim Müfettişi olarak görev yapmaktadır. Eşi emekli ebe-hemşiredir. Boğaziçi Üniversitesi mezunu Devrim Yener ve Civan Tamer isimli Elektronik Yük. Müh. Ve Bilgisayar Yazılım Müh. İki oğlu vardır.1968 yılından bu yana şiir yazmaktadır. Şiirleri çeşitli dergi, gazete, bülten ve antolojilerde yayınlanmıştır. Ulusal yarışmalarda çeşitli ödülleri vardır. TRT repertuarında 12805 sıra numarasında "Kırık Kalbim Sende Kalsın" isimli Türk Sanat Müziği eserinin güftesi kendisine aittir. Ayrıca TRT Müzik Dairesi Başkanlığınca yayınlanır oluru verilen 11 adet, Türk Sanat Müziği normunda güftesi vardır.1997- 1999 yılları arasında Afyon yerel televizyonunda iki yıl "Şiirleriyle Şairlerimiz" adlı 99 canlı program yapmıştır. Güfte ve Bestesi kendine ait ve amatörce hazırladığı "Atatürk'ün Selamı Var" isimli, tarih kültür ağırlıklı bir müzik klibi vardır. 2003 Yılından bu yana Afyonkarahisar günlük yerel gazetesi KURTULUŞ'ta Türk ve Dünya Şairlerine yönelik şiir köşesini hazırlamaktadır.Şiirin; merhamet, barış, kardeşlik duygularının imbiğinden süzülen, evrensel insanlık değerini yansıttığına inanmaktadır. Evrensel değerlerimiz olan Yunus, Mevlana ve Atatürk'ün ideallerini hayata geçirme (yaşamak- yaşatmak)uğraşı içindedir. "RÜZGARI ÇİÇEĞE SUNMAK" (Şiirler, Aralık 2001), ilk şiir kitabıdır. İkinci Şiir kitabı hazırlıklarını sürdürmektedir. 1960 tarihinden sonraki Anadolu insanının değişim, gelişim ve yaşam uğraşını kendi yaşantısıyla harmanlayarak anlatacak, gerçek yaşam öykülerinin yazımına başlamıştır.KİŞİSevgisi ka... Devamı

20 10 2006

AŞK ŞİİRLERİ / SEÇME ŞİİRLER / ALİ KÜÇÜK

AŞK ŞİİRLERİ ALİ KÜÇÜK______________________________________________SUSMAYA ZAMANI KALMADI AŞKIN______________________________________________Geceyi öptüm sesindeYalnızlığımın korkusuzluğuna sakladımTüm yayla türküleriniYüreğime doldu boşluğunBen de SensizlikSen de Bensizlik...Göz bebeklerindeydi hasretimHer bakışımdaGel-git dalgalarınıÜstüme salıpYaşanmamış kavgalarınYeni kavgasını başlattınBahar aşkını ısıtırken düşlerimUzaklığını Umutlarıma ektimSevdim - senden de öte Sevdim seni...Gül solarAy iner yereÇırpınarak ölür mutluluklarKüflü kalabalıklarZamansız gömer bizi...Susmaya zamanı kalmadı aşkın !Var mısın Yutalım rüzgarıYırtsın göğsümüzüÖlümsüz aşkların çığlıkları... 5 Nisan-2006Ali KÜÇÜK RÜZGARI ÇİÇEĞE SUNMAKSaçlarına bağladım baharıYağmur bulutu gözlerinYüreğinde özlem prangalarıBeni düşünüyorsun değil mi?Dağları öptüğünde bulutlarMerhaba der sevda rüzgarımKuytu ormanların çiçeğiBeni duyuyorsun değil mi?Gözlerinde yarının raksıGökkuşağına asılı evimizGizemlerinin tutsağıyımBeni dinliyorsun değil mi?Yüreğinde-gözlerindeyimSevgimizi yontuluyorsun zamanaGecenin güneşe aktığı gibiBeni bekliyorsun değil mi?Kapatalım ölümü zındanlaraGamzeli gülücüğünde bebeğin yaşamRüzgarı çiçeğe sunacak kadarBeni seviyorsun değil mi?Avuçlarıma aldım denizleriLimanlarda-gemilerde ikimizBir daha kimbilir ne zaman geçerizBeni anlıyorsun değil mi?Ali KÜÇÜK BİR SEVDA TÜRKÜSÜ GİBİSİNCanımın kilidindeöyle bir can oldun kigelsem, sende ölümgelirsen,bende ölümsün !bir yürek tutkusu,bir sevda türküsü gibisin...Üşüyorken gözlerindealev alevsin düşlerimde...Farkında mısın bilmemzamana dolaştıkbakışırken-gülüşürkenyabancılaştık...Sana çiçekler dersem-koklanmamışdilekler sunsam... adanmamıştutsağı olsam gecelerininzehrini demlesem sevgime...Gül dalı gibi kollarınla sarıpsaçların yalarken tenimizaman dursave uçsakuzun ıslıklı bir rüzgarbulutlarla sarsa biziçiğ tadında çise çisesevgimiz yağsa dünyayayeni sevdaları sulasak...Gözlerimde üşüyoryanıyorsun ellerimde.Canımın kilidinde... Devamı