02 09 2006

Kadınların değişen yaşamı

Hafta Sonu 02.09.2006 İngiliz yazar Reina Lewis, bir dönemin kadın yazarlarının yaşamları ve yapıtları izleğinde oryantalizmi irdeliyor Önce erkekler okumalı Kitapta yaşamöykülerinin izleğinde Halide Edib başta olmak üzere, Demetra Vaka Brown, Zeyneb Hanım ve Melek Hanım, Grace Ellison gibi kadın yazarların yapıtları, çevirileri, izlenimleri, dönemlerine göre kadın yazar olma halleri, kadın hakları konusundaki duyarlılıkları ve mücadeleleri inceleniyor. Siyaset, uyruk, sınıf ve etnisite yüzünden birbirlerinden ayrışsalar da dönemlerine göre mucize nitelenebilecek bir şekilde siyasete sirayet edebilen konumları büyüteç altına alınıyor. GAMZE AKDEMİR Kadının türban, çarşaf kültürüyle baskı altına alınması ve inanç özgürlüğü kisvesi altında işin sömürüye varması, siyasete alet edilmesi yazık ki yabancısı olduğumuz konular değil. 2 binli yılların Türkiyesi'nde molla zihniyetlilerin, adeta tarikat kampları şeklinde konuşlanarak devlete ait arazilerden denize giren yurttaşlara küfür etmeleri, taşlamaları da öyle. Ana söylemi eyleminden menkul bir meczubun Allah'ın, dinin, imanın adını ağzına alarak, bir genç kıza fahişelik yaptığı iddiasıyla aylarca işkence yapması da... Bu sadece bir kadın hakları konusu değil insan hakları konusu elbette. Kadını baskı altına almayı, bunu dini kullanarak mümkünse güzellikle, zihinlerine işleyerek, değilse zorla benimsetmeyi düstur edinenler kendilerine dini bütün Müslüman diyebiliyor bu ülkede. Şimdi kadınlar başlarını kapatmak isteyemezler mi? Elbette isteyebilirler ve istiyorlarsa kapatırlarda. Buna kimsenin itirazı yok. Ama başı kapamayı ''türban'' kisvesi altında propaganda aracı yapmak ve kadınları kullanarak yurttaşı olunan ülkenin iç barışına yönelik bir tehdide dönüştürmek söz konusu olunca orada tüm fiillerin altüst olduğu ve anlamların ikirciklendiği de bir gerçek. Bu zihniyetin en çok kadınları vurduğu da... Çarşafla, peçeyle yüzyıllarca hüküm sürdü bu coğrafyada kadının kap... Devamı

20 07 2006

ŞİİR ÖLDÜ MÜ? / CANER KERİMOĞLU

Şiir öldü mü? Gençler Nâzım Hikmet'i biliyor şair olarak, ancak yeni kuşaklardan tanıdıkları sınırlı.   Nedeni ne olursa olsun, bu topraklardan şiirin kanı çekiliyor. Ve şiirin kanı çekildikçe, toprağa daha çok kan dökülüyor   Radikal 2, 16/07/2006   CANER KERİMOĞLU (E-mektup | Arşivi)   Bu sorunun burada ne işi var? Kimsenin okumadığı, kitapçı raflarını süslemekten öteye gidemeyen edebiyat dergilerinin baş köşelerinde sık sık rastladığımız bu soruyla ilgilenmek istemeyenler için alternatif çok, biliyorum. Böyle bir sorunun yeri ve zamanı da değil, bunu da biliyorum. Ülkenin acilen kurtarılması gerekiyor. Tamam, kabul. Ama gelin bugün beş dakikamızı ayırıp şiiri düşünelim. Şiir neremizde bugün? Eskiden neredeydi? Hayatımızda şiirin bir karşılığı var mı? Şiir gerçekten de öldü mü? Böyle bir soru soruluyorsa, elbette, o ülkede şiirin durumu iyi değildir. Ve şiirini kurtaramayan bir ülkenin kendini kurtarabileceği de şüphelidir. Edebiyat dergilerinde şiir kitaplarının satmadığı, şiir okurunun azaldığı, yayınevlerinin şiir kitabı basmaktan çekindiği vb. konular uzun uzun tartışılır. Yeri geldiğinde tarihiyle, edebiyatıyla övünen bu toplumun şiire olan ilgisizliğinden, "Ne olacak bu şiirin hali?" makamında inceden inceye şikâyet edilir. Dar bir çevrede yapılan bu tartışmalar söylentiden öteye gitmez ve şiir bir sonraki "Şiir öldü mü?" sorusuna kadar köşesine çekilir. "Türkiye'de kitap okuma oranı düşük, zaten okumayan bir toplumda şiirin okunmasını beklemek safdilliktir" diyebilirsiniz. Ama şiirle ilgilenenleri üzen bir başka nokta var, o da diğer edebiyat ürünlerine göre, mesela roman, şiirin çok daha az okunması. Şiire kayıtsız bir toplum muyuz gerçekten? Yukarıda şiirle ilgili olarak ifade edilenlerin yazarın zırvalarından ibaret olduğunu, durumun o kadar da vahim olamayacağını düşünenlere katılmak isterdim. Ancak şiire olan ilgiyi görmek için küçük bir araştırma yapmak yeterli. Üşengeçler için küçük ipuçları ver... Devamı

20 08 2008

ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENE BAKIŞ AÇISI VE GÜNÜMÜZDE DURUM

          ... İsterdim ki çocuk olayım ve sizin ders vermekle ışık saçan çevrenizde bulunayım; sizden feyz alayım, siz beni yetiştiresiniz. O zaman ulusum için daha yararlı olurdum.             ... En önemli ve verimli görevlerimiz öğretim ve eğitim işleridir. Bu işlerde ne yapıp yapıp başarıya ulaşmamız gerektir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yoldadır...              Türk öğretmenlerine ulusal hükümetimizce, candan ve gönülden istendiği kadar iyi ve rahat yaşama koşullarının sağlanamamış olduğunu bilirim. Ancak ulusumuzu yetiştirmek gibi kutlu bir görevi benimsemiş olan yüce topluluğunuzun, bugünkü koşulları göz önünde bulundurarak her türlü zorluğu göze alarak bu yolda sarsılmadan yürüyeceğine de güvenim vardır. Göreviniz pek önemlidir, ulusun yaşamasıyla yakından ilgilidir. Bunda başarılı olmanızı Tanrı’dan dilerim.          Bayanlar, Baylar!           Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınızın zaferi için yer açtı, yol hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, siz koruyup sürdüreceksiniz, bunu başaracağınızdan kuşkum yok. Sarsılmaz bir inançla ben ve bütün arkadaşlarım, sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaşacağınız bütün engelleri kıracağız. ***Devletin 4 temel direğini oluşturan eğitim, adalet, güvenlik, sağlık, çalışanlarından –tümü en düşük derecede olmak üzere- işe ilk başlayanların net maaşları :  8. Dereceden işe ilk başlayan Yargıç ve Savcı           : ... Devamı

20 07 2006

PABLO NERUDA'NIN ŞİİRLERİ / http://geocities.com

PABLO NERUDA'NIN ŞİİRLERİ     BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİMBu gece en hüzünlü şiiri yazabilirimŞöyle diyebilirim: gece yıldızla doluVe yıldızlar, masmavi titreşiyor uzaktaŞakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirimSevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.Kollarıma aldım bu gece gibi kaç geceKaç defa öptüm onu sonsuz göğün altındaSevdi beni o ben de bir ara onu sevdimO durgun, iri gözler sevilmez miydi amaBu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmaklaDuyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir canaNe gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.Gece yıldız içinde, o yoldaş değil banaHepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolaycaGözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibiYüreğim arar onu, o yoldaş değil banaArtık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştimSesim arar rüzgarı ulaşmak için onaEllere yar olur. öpmemden önceki gibi.O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarlaArtık sevmiyorum ya severim belki yineNe uzundur unutuş ah ne kısadır sevdaBöyle gecelerde kollarıma aldım çünküYüreğim dayanmıyor yitmesine kolaycaBelki bana verdiği son acıdır bu acıBelki son şiirdir bu yazdığım şiir ona Çeviren: Sait Maden /* You may give each page an identifying name on the next line. */ var pageName = ""; /**** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE! ****/ var code = " "; function ss_escape(s) { plus=0; s=escape(s); while ((plus = s.indexOf("+")) > 0) { s = s.substr(0,plus) + "%2B" + s.substr(plus+1,s.length); } return s; } var br=navigator.appName+parseInt(navigator.appVersion); if(br=='Netscape2'); else { var tda=new Date(); var jra=tda.getTime(); var nber=1000000000; var rnber=0; var iaj=9301; var icj=49297; var imj=233280; jra = (jra*iaj+icj) % imj; rnber=Math.ceil( (jra/(imj*1.0)) *nber); var mded=Math.floor(tda.getTime()/10800000) % 10; var smded=new String(mded); var n=smded+&... Devamı

17 07 2006

FES'TEN ŞİRİNCE'YE / AYŞE EMEL MESCİ

Ankara Devlet Tiyatrosu'nun 'Antigone'si 20 Temmuz'da Efes Antik Tiyatro'da Efes'ten Şirince'ye... Antik kent alanı içinde tiyatronun yerini gözlemleyince, bir kez daha inanıyorum: Bu sanatın en önemli işlevlerinden biri 'kent ruhu'ndaki kesintileri olabildiğince engellemek, her çağda kent kültürünün oluşturucu öğelerinden biri olmayı sürdürmektir. Çağdaş insanı antik kentle tiyatro bağlamında buluşturan festivaller bu anlamda da önem taşıyor. Ege'de ışık, toprak ve hava, bitki örtüsüyle bütünleşip, başka yerde rastlanması olanaksız bir atmosfer yaratır. Kâh zeytin yeşilinin, kâh kurumuş ot ve sıcak sarısının, kâh devedikenini süsleyen eflatunun öne çıktığı renk paletinde beyaz ve mavinin ağırlığı ise hiç eksilmez. Beyaz ile mavi; mermerin veya kirecin, denizin veya gökyüzünün, yani insan yapısının ve onu çevreleyen doğal, kozmik gizemin renkleridir. Efes: Kent kültürü Sarının yeşili henüz kovalayamadığı ilkbahar havasının hoşluğu içinde, her köşesinden sanat fışkıran bir yaşam biçiminin zamana meydan okuyan dilsiz mermer tanıkları, antik yolu adımlayan 21. yüzyıl kalabalığını hüzünlü gözlerle izliyorlar sanki. Bu mekân bize ait değil, hâlâ onların, bunu duyumsuyorum; sanki bir sınırı aşıp bize ait olmayan bir dünyaya, antik tarihin günümüz içindeki topraklarına ayak basmışım gibi geliyor bana, Ege'nin o özgün atmosferi bile kendini aşan farklı bir anlam yükleniyor burada, içimde bir zaman sarmalı açılıyor, nefesim kesilecek gibi oluyor. Devlet Tiyatroları'nda uzun zamandır birlikte çalıştığım dostum dekoratör Murat Gülmez ve Cumhuriyet Kitap Kulübü'nden arkadaşım Nafiye Mutlu ile birlikte Efes antik kentindeyiz. Bu yıl Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye koyduğum 'Antigone' ( Sofokles ), uluslararası tiyatro festivali kapsamında 20 Temmuz tarihinde Efes antik tiyatroda sergileneceği için bir ön keşif gezisi yapıyoruz. Efes tarihinin en çarpıcı yanlarından birini bugün artık orada bulu... Devamı