Üç yolculu bir yol ve belirsizliğin belirgin hüznü : yolculuklar

31/3/2007 · Kategori: Inceleme

                  Üç yolculu bir yol ve  belirsizliğin belirgin hüznü : yolculuklar

 S. Zeynep Karadağ 

 

      Yola çıkmak …Dönüp ardımıza bakmadan  yolun gittiği ,kimi zamanda bittiği yere doğru  yol almak  .Her insan,  hayatı boyunca  en  az bir kez olsun  çıkmak istemiştir bu yolculuğa. Bazen kaçıp saklanma isteği ,bazen de  kırılma noktası bir isyanın  eyleme dönüşmesidir yolculuk.Gitmek istenilen  yer  ,çıkılan yol mudur aslolan yoksa alınan bir arpa boyu yolun hayal kırıklıkları mı ? Ve beklenen an gelmişse  insan kendi yalnızlığını kuşanıp düşer o kaçınılmaz yola .Nereye mi ?   Susanna Tamoro‘un kitabında olduğu gibi  yüreğinin gittiği yere “ beklide …Kimbilir ? Kendimizi taşıdığımız her yol  içimize uzanan bir yolculuk değil midir çoğu zaman ?

 

      Bu kez   yola çıkan,  attıkları  her adımda kendilerine uzanan bu  hüzünlü yolculuğun seyir defterine düşen  şiirleriyle üç şair.  Resim ve heykel  sanatçısı Ferruh Alışır, Fatih Balcı ve Şinasi Güneş’in  birlikte çıkarttıkları  ilk şiir kitabı.yolculuklar Uzun yıllar  sürdürülen  dostluktan demir almış  , soyutun  somuta  dönüştüğü bir gerçeklik kitabı.

Bir birine yakın ve  bir o kadarda uzak  üç  adam, üç hayat . Sanatı hayatın kendisi  olarak kanıksayan üç ay ışığı taciri. Bu yapıtla birlikte, ilk kez bir ortak kitaba imza atıyor ve üç ayrı yolculuk hikayesini okurla paylaşıyorlar.

    Yolculukların en belirgin özelliği üç şairinde erkil bir yalnızlığı işlemesi diyebiliriz.Erkek egemen söylemine alışık olduğumuz, gündelik hayatta ise hiç alışık olmadığımız bir  yalnızlık bu.Toplumda ki egemen  erkek imajının  bir anlamda  diyetini ödediği bir  içe dönüş ve egemen olanın  tek kalması. Tepetaklak oluveren dünyalara kıstırılmışlık hissiyle  işlenen şiirler.Kendi yaratıcı varlıklarıyla özdeşleşmiş üç ayrı sanatçıdan, erkeğin sosyal yaşamdaki yaralarına üç farklı yorumda demek mümkün.gerçekliğin im ve imgelerinden her bireyin çıkabileceği bir yolculuk ihtimali.

 

   Kitabın  ilk yolcusu  ise

                                               Ağlamak, yaşamaktan  daha cömertçe,

                                                Döksün, tüm ağrılarımı bedenim,

                                                İçindeki, acıya kavuşsun yeniden!”

 

      Dizeleriyle yola düşen Ferruh Alışır.                                                

1968 yılında İstanbul ‘da doğan ve  halen İstanbul’da yaşayan sanatçı .
1987-1992 Marmara Üniversitesi  Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü
nden mezun oldu.1992-1995  yılları arasında da Mimar Sinan Üniversitesi, İçmimari Design Master Programını tamamladı.

     Yazınsal sürecine   Lise yıllarında deneme, öykü,ve şiirleri ile “Kel” dergisinde başlamış ilerleyen zaman içerisinde ise “Cumhuriyet Pazar“ ekinde,”Yeniyüzyıl Gazetesi”nde eleştiri  yazıları yayınlanmıştır.

     Şiirlerini  Lacivert, Mevsimsiz ,Çalakalem, Bireylikler, Mavi Liman, Edebiyat Atölyesi, Mevsimsiz, Andız, Üç Renk, Sunak, Çalı, Berfin Bahar, Mühür, MorTaka dergilerinde okurla buluşturan şair bu kitap ta   şair Ferruh Alışır’ı saklandığı yerden  gün ışığına çıkarır.

     Ferruh Alışır şiirlerinde  ilk göze  çarpan yalnızlık temasıdır diyebiliriz. Toplumda genellikle  kadına biçilen yalnızlığın erkeğinde ruhunda derin yaralar açabildiğini açıkça ortaya koyan şiirler.Şair şiirlerinde  Toplum ve birey arasında ki dengesizliğin o amansız çatışmalarına  değinir ve  özne kimi zaman kendi kimi zamansa   içinde unutulmuş bir çocuktur. Bu yüzdendir ki ağlamaktan korkmaz Ferruh Alışır.Kendi değimiyle ağlamak ona genetik mirastır   ve gözyaşları kadar sevindirici ne olabilir diye bir düşün!”  derken düşünsel açısını ifade etmekten ve gözyaşı dökmekten çekinmez..

 Ferruh Alışır’ın yolculuğu daha çok geçmişe  uzanır .Hatta  Freud’un dediği gibi ”to the womb!” yani döl yatağındaki karanlığa dönüşe kadar inen bir yolculuktur “döl bence bize sunulmuş en titrek ben vedöller…döller ! erkimden arta kalan kurumuş sahte deliller” dizelerinde  olduğu gibi kimi zaman  varoluşun özüne iner ve yer, yer  şimdiki zamanda geçmişi sorgulayan o çocuğa rastlarız yine.”bir anne düşünün verdiği sevgi sancı/ben hep kaçtım” veyavaşlayan zamanın,beni geride bıraktı / geçmişse sadece bir masaldı” .Ferruh alışır  şiir de hayatın görünmeyen yüzüne ayna tutar ve kendine özgü bir analitik açıya ağırlık verir.

 

             geniş kenarlı bir karanlık önerdim

              üstü,battaniyeler ile örtülen gecede.

             Sökülen dişlerim aktı,

              Dar sokaklarında geçmiş kalabalığımız

             Arka farları karanlık bir ev,

             Bizi unutmadı.”

 

  

    Alışır’ın dizelerinde  sıra dışı imgeler ve  ben söyleminin hakim olduğu bir konuşma dili dikkat çekicidir. Sık ,sık sorular sorar   ve yanıtlarsa bazen   sorunun içinde saklıdır . Her yaşanmışlığın soru cevaplarıyla  okuru da bu sorgunun içine dahil eder.İster istemez durup düşünürsünüz ben olsaydım ? .işte şairin bu sorularından bir kaçı: “düşük mü bu ? kaç keder ? kaç  insan eder?”, “geri geliyor yolcular nedense ?/ arkalarında bağlanmış bavullar kimin yükü kimin yarası?”Kendi içselliğinin ön plana çıktığı şiirleri  biçimlendirense , korkuları ve özlemleridir diyebiliriz.Modern bir anlatımın yanı sıra ritmik bir  duygusal ve düşünce dengesi dikkat çekicidir.  Genellikle mistik fenomenler içeren  ironiler yapar ve gerçekle düşün sınırlarını kaldırarak şiire iç içe geçmiş farklı bir boyut katar.Buna en güzel örneklerden biriözgürlük mektuplara pul(küçücük küstah şey)dizesini verebiliriz.Aşk ise koptukça düğümler attığı ve atılan  her düğümün  canını daha da çok yaktığı  hayatla arasındaki o  narin büyülü  bağ.Tıpkı “o kadından gelen kokular,o iğrenç gökyüzü,o sevilmemiş adam!”ve “aşk krizi,kalp krizi fark etmezdediği  gibi ,yansıttığı aşktan arta kalan sancıya ve kırgınlığa yeniden, yeniden  dokunur.

     Ferruh Alışır ,şiiri alışılmış kalıpların dışına dökerken bir bakıma kuralsızlığın kuralını   biçimlendirir , okura zengin imajların ardına gizlenmiş  aşina olduğu çocukluk ve gençlik yıllarının  iniş çıkışlı göçyollarını duyumsatır. Şiirlerinde yollar kimi zaman soluk alıp vermek kadar anlık kimi zamansa asırlık bir kısır döngüde kurşun kadar ağırdır.”esirlerinden en iyisiyim artık / dudaklarım, söylemlerime kararsız / edebiyat üstünden, göç ediyorum ! /bu son zamanım ,/ yırtılmış bacaklarına dolanır elim!/ gecelerin ,geceliğini çıkar vebalı kadın !/ boşalıyorum ona doğru yağmur gibi--- geldin mi ? şairin  aşk, acı, yalnızlık ve kendiyle kavgasında, zaman kavramı  genellikle mekansız yada fludur . Zamanı geçmişten bu güne taşır, ancak mekanlara dair çok fazla  ayrıntı kullanmaz ve yaşanmışlığın duvarlarını koyu renklere boyar.Orada  sadece kendisi vardır ve kapıları kapalıdır ,dışarıya çıkmadığı gibi içeriye de kimseyi almak istemez.  Odalar Evler sokaklar sadece nesnel bir anlam taşırlar ve şairin kuytularıdır bir anlamda. Adını koymaz.”şimdi geçecek zaman? /hani nerden? /vurdumduymaz bir vakit alacak son çay./günlerdir bahçelerdeyim./ve bekliyorum zaman alacak aşk / silmek uğruna çocuklardan / aldığım borç /oynayacak, derinde kalmış sevgiler /acınacak bir haldeyim.”

 

 

      Kitabın ikinci bölümünde bir son dakika yolcusuna rastlıyoruz.Fatih Balcı.

 

                                                    “neyi toplasam geriye her şey kalıyor”

 

    

      Fatih Balcı,Ferruh Alışır’ın  şiirlerinde ki öfkeye  karşın alabildiğine sakin dizeleriyle çıkıyor karşımıza. Çıkılan bu yolculuğun beklide en  içe kapanık yolcusu gitmekle kalmak arasında  kararsız ve  henüz çıkılmayan yolculuktan yorgun beklide.

     Fatih Balcı 1966  Aydın doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Resim Anasanat Dalı mezunu .şair Halen Çanakkale  Onsekiz Mart Üniversite’sinde Öğretim üyesi olarak çalışmakta ,Resim ve Güncel Sanat formlarında çalışmaların yanı sıra  sanat eleştirisi yazıları yazmaktadır.  Yolculuklar ise şairin çıktığı ilk şiir yolculuğu.

    Şiirlerinde  romantik bir ben söylemi ve samimi bir serzenişin varlığını hissettiriyor. Ve yine kendi kalabalığında yalnızlığın izleri. “bedenim burada ruhum geçmişte ölüyor”  düne çıkılan bir yolculuğun hazırlıkları ,biraz telaşlı ,biraz şaşkın ve belki de  gitmekle kalmak arasında bocalayan şiirler. Düne öykünürken  geçmişi incitmekten korkuyor ama bir yandan da içinde saklı ne varsa  şiirlerinde gün yüzüne çıkıyor. İmge seçimi ,nesnelere olan bakış açısı  daha geleneksel bir tarzı benimsediğinin  ve modern bir ritmin  izlerini taşıyor.dünya her sabah gebe kalınca güneşten/yaşamak sancıyan bir eylem oluyor bizim için bireyden çok toplumsal bir  yaklaşımı hissettiren Balcı  her ne kadar karamsar bir tablo çiziyorsa da umutsuz olmadığını her fırsatta vurgular.”bense beyaz saçlı bir bahtiyardım / saçlarını karıştırdıkça tavşanlar çıkartandizesinde olduğu gibi yaşama sevincinin  teslimiyetçi memnuniyet anlarının altını de çizer. Ve zamanı her ne kadar eleştirel bir yakınmayla ifade etse de  hayata küskün değildir ”yürüyüp gideyim diyorum hayat bana bitişiyor

 

         “ Dönüşün olanaksız olduğu duygusuna ulaştığınız zaman ,gerçekten sürgünde olduğunuzu duyarsınız”    der Rafael Alberti .Fatih Balcı’ nın şiirlerinde zaman ,zaman bu sürgünlük duygusuna rastlarız ve söyle bana her güzel şeyin ardından /niye tükenesim geliyor” . Dönüşü olmayan bir yolun yorgunluğunu çeker ve hep bir çaresizliğin hüznünü yansıtır. Onun için  birkaç hayat gereklidir insana ,çünkü tek bir hayata gerçekle düş sığmaz .Şiirleri  dünü bu günü ve yarını yaşayabileceği birden çok hayata duyulan özlemdir ve aklımda bir sözcük:iki /iki atlı fırlıyor çünkü göğsümden /biri doğuya gidiyor /öbürü hep size varıyor” ve “ iki yıldız düşüyor çünkü yere/biri omzumu kesiyor /sıcak acılarım oluyor /biri gözleriniz gibi /uzaktan bana yol gösteriyor”.  Hayatın yalanlarına göz yumuşluğun suçluluk hissini anlatır ve dizeleriyle  suçluyu olduğu kadar masumu da ihbar eder .Kimi zaman elinde  Donkişot’un kılıcını görürüz,  sadece kendi yaralarını kanatmak için savurur onu . Şiiri hayatın  aynasıdır ve aynaya baktığında gördüğü bir çok  anıyı hırpalamayı sever  . Anlatmak istediği ana tema  öğrenilmiş çaresizliğin bireyde öğrenilmiş yalnızlığa  dönüştüğü  hayatın şartlı reflekslerine karşı edinilmiş  mutluluk oyunudur   ve  hemen her şiirde bireyin yapabilme ya da yapmış olabilme isteğini,   bir bakıma okurun kendinden beklentilerini  dile getirir.

      bir eczanın çift yüzü gibidir dilim

       ovalasam düzelirdi aynalarda suretimiz

       sözcüklerle oynasam gülümserdi zaman

       temiz elbiseler giyinsem güneşi kandırabilirdim

       ama boşanmıştır gövdemdeki zemberek

       yüzümde gezinen akrep yanlış bir zamana takılmıştır

       bu gün için yalnızca

       huzur kaçıran bir iniltiyim”

    Mekanları soyut bir o kadarda güçlüdür . Evler sokaklar her karşılaştığı obje ona  dünü anımsatır.Şiirlerinde anlam bütünlüğü ve akıcılık  ön plandadır. Her ne kadar modern bir dil kullanmışsa da klasik şiirin  etkilerini görürüz.  İlhan Berk “ her şairin bir kenti olması gerekir” der .Ve her şairin olmasa da biz biliriz ki Fatih Balcı’nın şiirleri   İstanbul  ve Diyarbakır kokar.”bilmiyorum belki tren istasyonunda bilet kesen biriyim /belki gömleklerini Diyarbakır’da yıkayan / şiirine İstanbul batıran bir deliyim”      

     Fatih Balcı’nın şiirlerinde “ alienation “yani kendine yabancılaşmanın  yaşandığı bir süreçden de söz etmek mümkün.Şair kimi zaman  bu yabancıyla  çatışma halindedir ve kimi zamansa sessizce yanından süzülür gider ki ifade tarzındaki sesleniş biçimi  okuru da bu yabancılaşmaya dahil eder .

              “açtığım kapıların ardında bir yabancı gibi duruyorsam

                 merakla araladığım dalların arasında kayboluyorsam

                 vardığım yerde

               göçebe çadırı gibi eğreti duruyorsam

               işte Alfonso 

               böylece açıklıyorum her şeyi

 

     Şi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

4 yorum yazılmıştır

Yazan:atesinsesi | Tarih: 16/7/2007
Konu: ...

ve yol tükendi
artık denizde anafor yarasıydı ümit...

Bağlantı » »

Yazan:huznunyuzueylul | Tarih: 28/6/2007
Konu: Eylül

Sabahın en güzel saatlerinden merhaba

Bağlantı » »

Yazan:huznunyuzueylul | Tarih: 19/5/2007
Konu: Eylül'den

Saat:04:10...Dışarıda yağmur, martılar yine çığlık çığlığa. Neyi kutlarlar sabahın bu erken saatinde, neye ağıt yakarlar yıllardır çözemedim bir türlü. Yoksa bu çılgın Mayıs yağmurunda beste mi yapıyorlar, güftesi ayrılık, makamı hüzzam olan? Kimbilir belki de lirik şiirler yazıyorlar, giden sevgilinin ardından. Güller sırılsıklam, papatyalar keyifli, toprak susamış. Mecnun'dan Leyla'ya giden bir kaç satır mektupmuş. Eylül'den dosta giden bir kaç satırlık gönül selamı gibi.

Bağlantı » »

Yazan:huznunyuzueylul | Tarih: 6/5/2007
Konu: Merhaba

YİNE ALACAKARANLIK ŞAFAĞINDA BİR GÜN DOĞUMUNUN SANCILARINA ŞAHİT OLMAK, YİNE MARTILARIN ACI ÇIĞLIKLARIYLA GÖZLERİMİ AÇMAK SABAHA, YİNE İYOT KOKUSUNU SOLUMAK DERİN DERİN, SOLUKSUZ ALIRCASINA, YİNE BALKONUMDAKİ KIRLANGICIN YAVRUSUNA SÖYLEDİKLERİNİ DİNLEMEK, YİNE PAPATYALARA GÜLÜMSEMEK... VE SONRA YÜREĞİMİN TÜM COŞKUSUYLA GELİP, PENCERENİZDEN SİZE MERHABA DEMEK... IŞIL IŞIL BİR İZMİR SABAHINDAN KİRPİKLERİNİZE İNMEK BİR ÇİĞ TANESİ SERİNLİĞİNDE...MERHABA

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »