“YEDİ İKLİM DÖRT MEVSİM- TÜRKİYE DESTANI” HAKKINDA ARİFE KALENDER İLE SÖYLEŞİ / KADİR İNCESU

7/10/2007 · Kategori: Inceleme

YEDİ İKLİM DÖRT MEVSİM- TÜRKİYE DESTANI”  HAKKINDA

ARİFE KALENDER İLE SÖYLEŞİ

                                                                                                                      KADİR İNCESU

   cay7ibah.jpgArguvanlı şair Arife Kalender’in yeni kitabı üzerine bir söyleşi… 

                                                                                                                                                                                                                                                             

Kadir İncesu:“Şiir Irmakları”nı inceleme, araştırma olarak ayrı tutarsak, “Yedi İklim Dört Mevsim” sekizinci şiir kitabınız. Bunu diğerlerinden ayıran özellikler neler?..

 

A.Kalender: Bu bir destan, Türkiye Destanı… Deli Bal’ın sonunda “Ağrı Istanbul’a benzer” adlı bir bölüm var. Burada, doğudan batıya süren “göç olgusunu” destansı bir dil kullanarak numaralı şiirler halinde yazmıştım. Her kitaptaki en son çalışma, bir sonraki izleği

gösterirmiş ya, benimki de öyle oldu. “Ağrı İstanbul’a Benzer” de edindiğim söylem ve düşündüğüm içerik, beni üç yıl süren uzun ve çetin bir destan yazımına götürdü. Türkiye’nin yedi bölgesini kent kent, dağ, ova, nehir dolaştım. Öğrendiklerimle şaşırıp heyecanlanırken, şiir birikimimin yardımıyla, söyleyeceklerimi öğretme isteminden, hikayeden ayırdım. Şiiri,

tuzak ve düşmanlarından kaçırmaya çalıştım. Her ne kadar hikâyelerden, masallardan, mitlerden yararlansam da genel doku şiir oldu. Şiir zemini üstüne görüntüleri, anlatıları, her türlü veriyi yerleştirdim.

       Yazının tüm dallarında gezinirken, şiiri hep görünür kılma çabası, gerçekten yorucuydu. Bir koca ülkeyi şiire sığdırma, o dille sunma çılgınlığı zaman zaman ürküttü. Yarıda bırakıp kaçmak istediğim çok oldu. Bir de bu tarz destan çalışması bildiğim kadarıyla yok. Varsa da ben bilmiyorum. Bir kişi, bir olay, bir durum, bir zaman değil… Bu toprak üstünde yaşamış kültürler, yitik kimlikler, onlardan sonra gelenler destanlaşırken, aynı yöredeki dağ, göl, dere söze giriyor. İnsanla birlikte her canlının, her nesnenin konuşmasına izin verdim. Doğum her zaman sevindirici, aşk kuşkucu, ölüm acıydı…

        Hem zaman açısından, hem emek açısından öteki kitaplarımın çok üstünde bir çalışma. Kendine özgü bir kurgusu olduğu için de farklı…

 

Kadir İncesu: Niye destan?.. Yazmak zor ve kaygı vericiydi dediniz. Sizi bu çalışmaya iten neydi?...

A.Kalender: Birçok neden sayılabilir… Son yıllarda şiirin genel görüntüsü, bu ülke çocukları

nın Türkiye tarihine, coğrafyasına, kültürüne yabancılaştırılması, özgürlük için yapılmış savaş

ların unutturulmaya çalışılması, dil ve din öğeleriyle insanların birbirine düşürülmesi v.b… Düşünsel olarak, şiire sığmayanlarla öyküye yaklaşanları destanda buluşturdum.

       Özellikle son on yılın şiirine bakarken; insanın, doğanın, giderek toplumun yok sayılması,

bireyin, yalnızca kendisinin anlayacağı bir mırıltıyla yazdıklarının şiir olarak sunulması, okuyan tarafından anlaşılmayan şiirde gizemli bir bilgelik aranması, yapaylığın en hakiki gerçekmiş gibi gösterilmesi, yani yaşamın her alanında var olan aldatma ve yönlendirmeler beni uzun uzun bu ülkeyle ilgili bir şeyler söylemeye itti. Yeniden Fırat’ı, Dicle’yi, Van’ı dinledim. Yeniden Kaçkar’dan, Toros’lardan, Erciyes’ten inen rüzgârlara kulak verdim. Yeniden kil tabletleri yazan insanları düşündüm. Akınlarda, kıyım ve yokluklarda töre ve törenler yaratarak kendisini korumak isteyen insanı düşündüm. Paranın her zamanki saltanatı beni şaşırtmadı…

       Dil ve inanç kirliliği yaşadığımız şu günlerde unutturulmak istenen çoğu şeyleri yeniden anımsatmak, Kızılırmak’ın, Tuzgölü’nün, Yüksekova’nın yerini çocuklara göstermek, Yunus’u, Pir Sultan’ı, Hacı Bektaş’ı, Mevlana’yı hatta Mahsuni ve Neşet Ertaş’ı anarak Türkçe’nin yardımıyla hoşgörü ırmaklarının, sevgi sellerinin çağlayışını duyumsatmak yazma nedenlerimden bazıları…

        “Küreselleşme” bazılarınca, hazır ve hızlı bilgilenme diye şirinleştirilerek söylense de, özünde bir çok şeyi unutturarak, yerine emperyalizmin kendi verilerini dayatma sistemidir.

Yirmiye yakın kaynaktan yararlanarak bu destanı yazarken, kendim bile unuttuklarıma şaşırdım.  Yaşadığım ülkeye ne denli yabancı kaldığımı duyumsadım… Çıkış noktam bir savaştı belki, yel değirmenleriyle bir savaş… Bazılarına göre gereksiz bir çaba… Ziyan …

Bu ziyanda bir yarar görmeseydim yazmazdım…

 

Kadir İncesu: Yirmiye yakın kaynak dediniz. Kitabınız bir çok özelliği ile belgesel tadı veriyor. Ülkemiz coğrafyasının 1923’e kadar olan yaşam biçimini, gerçekle masal arası bir dil kullanarak vermişsiniz…Yer yer konuya ve toprağına uygun olarak türkülerden, manilerden de yararlanmışsınız. Hep dinlediğimiz ve çoğunlukla da sonu kanlı biten, ayrı dinlerin-dillerin

kavuşamayan aşkları birer kısa film gibi destan aralarında verilmiş. Sanırım bu öyküler, arada

da bir masallar, bazı türkü denemeleri de size ait… Böyle baktığımızda şiir ağırlıkta olmak üzere, bu kitapta Arife Kalender kalemini yazının birçok türüne uzatmış... Şiirde yol alırken

aralarda öykü veya düzyazıya dönmek zorlamadı mı?

 

A.Kalender: Sevgili Kadir, kitabı baştan sona anlattın sayılır… Evet…”Yedi İklim Dört Mev

sim”in ilkin adını koydum, sonra yazdım. Biliyorsun genelde tersi olur. Az önce dediğim gibi

Deli bal’daki “Ağrı Istanbul’a Benzer” bir göç destanı. Onu bitirdikten sonra kendi içimde

“neden tüm Türkiye’yi yazmayayım” gibi bir soru oluşmaya başladı. Günlük yaşamdaki bazı

olumsuzluklar da bu düşünce ve duyuş sürecini hızlandırdı. Dağlarca’nın “Kimi konular yazmadan önce başlar yazarda” dediği gibi, bu da yazmadan bilinç dünyamda oluşumunu tamamladıktan sonra doğdu…

       İlk on sayfaya kadar özgün bir dil yakalayarak, ilk türk boylarının Kars yöresinde çadır kurmalarıyla başlayan destan, aynı sesle sürseydi bıktırabilirdi… O sıkıntıyı gidermek için genel insandan küçük insan aşklarını ayırdım, genel korkuları küçük insanlara verdim. Onların çıkmazları ve yaşamları öyküye dönüştü. Bunlar blok halindeki uzun söylemleri renklendirdi. Soluklanma adacıkları oluşturdu. “Yedi İklim Dört Mevsim”de genel bir yaşam ve genel bir ölüm var. Yedi bölgede, tüm zamanlarda binlerce ırktan, inanıştan, renk ve

cinsten insanlar yaşarken; amaç, tümünde “hayat”tır, hayatı sürdürme çabasıdır. Onu çekici kılan ise ‘aşk’ ve ‘para’dır. Destanın ana izleği bu…

        Küçük Asya üstünde genel anlamda yürüyen bir yaşamı vermeye çalışırken istedim ki söz toprağında duyulsun. Doğu’yu verirken: oranın dağı, taşı, yaşam biçimine özgü ayrıntılar, tanınmış bir türkü, oralarda geçen önemli bir tarihi olay, aynı topraklarda yaşamış başka toplumlar, ırkların ve dinlerin savaşları, yağmalanıp talan edilen yaşamlar, “biz” ve “öteki” arasındaki aşklar, dostluklar, kentlerin tarihçeleri, töreler, gelenekler ve hatta beslenme

çeşitleri destanda yer buldu…Tüm bunları yazarken de söylediklerim bir gerçekten yola koyulsun diye atlaslardan, kültür kitaplarından, antoloji ve ansiklopedilerden, yerel derleme lerden yararlandım…Üç yıl süren bir “dip kazı” oldu benim için. Destanla yola çıkarken, kuru bir anlatıcılığa düşmek, öğretiyi ön planda tutan ders verişe yönelmek, söylediğini unutup aynı imgeleri, temayı yineleyerek tıkanıp kalmak, başlangıçtaki söylemin ucunu kaçırıp yeni bir dille devam etmek v.b..en büyük tuzaklarım olurdu…Yazmaktan çok yazacaklarımı bu engellerden korumak kaygısı yorucuydu. Her ne kadar aralarda soluklanmak niyetine deneme

masal, hikaye, diyalog yazımlarından yararlansam da genel olarak şiiri önde tutan bir kitap olması, dilde ve söylemde titizliği gerektiriyordu. Bu yüzden öğrenip, araştırmaya, şiire

yoğunlaşmaya ayırdığım süre, yazmaya ayırdığım süreden daha fazla oldu.

 

Kadir İncesu: “Dilde yerel olan, ulusal olan ile birlikte eski sözcükleri de kullandım” diyorsunuz.

Biraz bundan söz edelim mi?

 

A.Kalender: Doğrusu kitabın arkasına koyduğum sözlük; bugünkü dile, günlük kullanılan dile bakınca daha çok olmalıydı. Çünkü hepimizin bildiği gibi Türkçe hızla kan kaybetmekte. Çocuklarımızın kullandığı sözcük sayısı neredeyse elliyi aşmıyor. Bunun da çoğu onaylama

sözcükleri… Destanda bölge bölge gezerken, tarihinin anlatıldığı yerde, nesne adlarına, gelenek ve inanışa dair sözcüklere de yer verdim. Örneğin “Avanos’ta küpler, testiler” derken       

bu sözcükleri bile, büyük kentlerdeki çocukların tanımayacaklarını biliyordum. “Kaftan” çok mu eski bir sözcük? Sanmam… Bu ve benzeri sözcükleri kullanırken hep çekincelerim oldu. Bu kitabı gençler nasıl algılayacak! Bağ ile bostanı, ot ile ağacı birbirinden ayıramayacak denli doğadan, yaşamdan ve dilden uzaklaştırılmış kuşaklara bunu sunmak… Bu delilik değil

de ne…

 

Kadir İncesu:  Sunuda ve kapak yazısında: “Yedi İklim Dört Mevsim” bu ülkede var olmuş ve olmayı sürdüren bir çok şeyin unutturulmaya çalışılmasına karşı bir isyan…Suyumuza, ekmeğimize, aşımıza, aşkımıza karışan her şeye ve onları yok sayarak yerine naylon değerler sunan, yaşamı yavanlaştıran her olguya bir karşı duruş.” diyorsunuz. Buradan yola çıkarak,

bir şair olarak sorumluluk duygusu ve görev anlayışıyla yazdığınızı mı söylüyorsunuz?

Şairin böyle bir zorunluluğu var mıdır sizce?..

 

A.Kalender: Bu sorunu Salah Birsel’in “Şiir maydanoz değildir” sözünden yola çıkarak yanıtlamak istiyorum. Az önce beni destan yazmaya iten nedenler üzerinde dururken; görüp yaşadığım olumsuzlukların yazmama neden olduğunu söyledim. Bilindiği gibi sanatta yönelten, “yaz” dedirten nedenler vardır. Benim nedenlerimi de söyledim. Ancak bir koşul

lanmayla, ideolojik savlarla yola çıkmak başka bir şey; imgenin, temanın sanatçıda

özgür ve doğal koşullarda oluşup ürüne dönüşmesi başka bir şey… Bizim gibi gelişimini tamamlayamamış ülkelerde, sanatçının yaşamdaki sorunlara ilgisiz kalması beklenemez. Bu nedenle tüm şiirlerimde insan ve onun halleri belirgindir. Yazma nedenim insana ulaşmaktır.

Gördüğüm, duyumsadığım, algılayıp düşündüğüm şeyleri özgür ve özge bir söyleyişle başkalarıyla paylaşma istemi… Bunu dayatmacı bir anlayışla yapmış olsaydım emir olurdu,

yazdıklarım da görev… Bir yazımda; sanat, sınırların aşıldığı yerde başlar derken, biraz da bunu kastetmiştim. Sanat, görev anlayışı ve sorumluluk duygusuyla yapılmaz, ancak sanat ürününde sanatçının dünyaya ve yaşama bakışı yansır. Ben de “Yedi İklim Dört Mevsim”i

bir savla yola çıkarak yazmadım… Neyi, nasıl görmüşsem onu yazdım.

       Zorunluluk var mı yok mu?... Bu şairin birey olarak öz yapısıyla ilgili. Irak’ta patlayan

bombalar bazı insanları derinden yaralarken, bazılarının  hiç canını acıtmadı. Şairin durduğu yer, baktığı yön, sınıfsal yapısı, kişisel hırs ve hevesleri onun taraftarlığını oluşturur…

Bu yandaşlıkta  önemli olan eserdir, ürünün kendisidir. Bizim gibi ülkelerde yaşamın kendisi sanatçıyı yan tutmaya iter çoğu kez… Ülkenin karanlığa sürüklenişine, ulusal değerlerin yitişine, yaşamın çoraklaşmasına, insanların günden güne yabanlaşmasına sessiz kalanlar da

oluyor, kalamayanlar da… Şairin kişi olarak yaşamdaki duruşu, şiirinin ana yapısını belirler.

Tüm zamanlarda bu ayrım var olmuştur, olacaktır… 

        Ben çevremde ve yaşamda olup bitenlere ilgisiz kalamayan bir şairim. Rahattan çok rahatsızlıkların şiirini yazıyorum. Şiirin, insana en hızlı varan ve onu etkileyen bir sanat dalı olduğunu bildiğim halde; onun her koşulda bir kurtarıcı, bir kahraman gibi görülmesine karşıyım. İçeriği ne olursa olsun, hangi gerekçeyle yazılmış olursa olsun, yazılanın şiir olması ilk koşul…

 

Kadir İncesu: Sayın Kalender, okuyucularınıza destan bölümlerinden örnekler sunabilseydik iyi

olurdu. Ancak söyleşimizin çok uzayacağı ve yanıt almak istediğim soruların dışarıda kalaca

ğı endişesi beni bundan alıkoydu. “Yedi İklim Dört Mevsim” dolu dolu bir çalışma. Sizin deyişinizle uzun bir Türkiye yolculuğu…Bu tür çalışmalarınız sürecek mi?, Neden Cumhu

riyet dönemine kadar getirip orada bıraktınız?, Yeni çalışmalarınız neler?...

 

A.Kalender: Evet, iyi olurdu. Her hangi bir bölümünden kesitler sunmak da bütünlüğü zedelerdi belki. Bu yüzden ilgi duyanların, tümünü okuması daha iyi olur… Başka bir destan hazırlığım şu an için yok, ama bilinmez ki… Gelir bir konu, otur beni yaz! der…

       Cumhuriyet Dönemi’nde bıraktım, çünkü gerek Kurtuluş Savaşı, gerek onun kahraman ları Fazıl Hüsnü gibi, Nazım Hikmet gibi büyük ustalar tarafından baş yapıt özelliğinde yazıldılar. M.Cevdet Anday’ın  mitolojik destanı dışında, A.Behramoğlu da, G. Akın da yakın tarihimizin destanını yazdılar. Cumhuriyeti bir bitiş  ya da başlangıç çizgisi olarak düşünme den, Küçük Asya üstünde yaşayan insan soyunun genel görüntüsünü, doğum-üreme-ölüm üçlemesi içinde değerlendirirken, arka fon olarak; yedi bölgenin tarihi, coğrafi özelliklerinden yararlandım. Bu topraklar üstündeki her şey değişirken; ölümün acısıyla, paranın gücü aynı kaldı. İnsana dair özellikler dün de bugün de aynı. Bütün zamanlarda aşkın sonunda hüzün var. “Bizler” ve “onlar” diye ayrılsa da, ayrı dillerde, ayrı tanrılara yalvarsalar da tüm insanlığın özlemi aynı… Barış içinde, karnı tok YAŞAMAK…

       Şiir çalışmalarım sürüyor. Elimde tamamlanmak üzere olan bir çocuk şiirleri dosyası var.

Uzun yıllardan beri ara ara yazdığım öykülerim kitaplaşma yolunda… Daha ne olsun…

 

Kadir İncesu: Desenize yazmak, sizin için yaşamanın kendisi... Sağlığınız yerinde, gücünüz bol olsun diyerek..

 

 

* Bu söyleşi EVRENSEL KÜLTÜR dergisinin Şubat 2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

3 yorum yazılmıştır

Yazan:şule türel | Tarih: 27/6/2008
Konu: rastlantı

blogunuzu bugün tamamen bir rastlantı sonucu keşfettim. Şiir blogumla aynı şablonu kullanmanız da ayrıca ne hoş bir başka rastlantı.Bugün bir başka nedenle mailleştiğim Kadir İncesu'nun adının geçmesi ayrıca arkadaşlarınız arasında blog arkadaşım Anday'ın olması da mı rastlantı?
www.blogcu.com/zamaninrengi
www.blogcu.com/ssturel
www.blogcu.com/sturel

Bağlantı » »

Yazan:ogretmenliseliler | Tarih: 21/2/2008
Konu: merhaba

merhaba canım, benim sayfada artık "can dostlarım" adı altında sayfan çıkıyor. Hayırlı olsun, sevgiler...Hülya Bektaş

Bağlantı » »

Yazan:gorseldil | Tarih: 5/11/2007
Konu: Merhaba

33.BLOGLAR ARASI ŞİİR ETKİNLİĞİNE DAVETLİSİNİZ
Seçilen Tema: UMUT

Ayrıntılı içerik için lütfen tıklayın: http://nursen.gorsen.googlepages.com/

Yüreğinizde umutların çoğalması dileğiyle
Her dem UMUT la,
sevgi saygı ve dostlukla kalın.

Nurşen GÖRŞEN
http://gorseldil.blogcu.com




salı günü herkes Umut konusundaki şiirini bloğunda yayınlıyor
ve bana -c.box’a adını ve lütfen mailini de, sanatsal gruba eklemek için -not bırakıyor-. Ben tüm katılanları 33. şiir etkinliğine katılanlar olarak listeleyip yayınlıyorum ve yeni konu için yeni evsahibine görevi teslim ediyorum. Her evsahibi yeni etkinlik için başkasına görevi devrediyor. Tüm katılanlar kendilerine devredildikçe sırayla evsahipliği yapıyor. Böylece bloglararası sanat etkileşimini çoğaltıyoruz. Ayrıntılı bilgi CBOX umdadır.

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »